• Cumhurbaşkanı Erhürman: Beş yıllık süreyi Kıbrıs Türk halkı açısından yeniden doğuş dönemi olarak kullanacağız

  • “İkinci 100 günde yine burada olacağız, aynı şeffaflığı sürdüreceğiz”

  • “Görüşme süreci devam ediyor ve edecek. Biz hep masada olacağız”

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman Cumhurbaşkanlığı Beyaz Salon'da "Cumhurbaşkanlığı'nda 100 Gün" basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, görevindeki ilk 100 gününü değerlendirdi ve ortaya konulan çalışmaları paylaştı. Video gösterimi gerçekleştirilen toplantıda ayrıca 100 gün içinde yapılan icraatlar ve Kıbrıs Sorunundaki son gelişmeler hakkında bilgi verildi, ilk 100 gün kitapçığı basınla paylaşıldı. Cumhurbaşkanı Erhürman, her 100 günde bir toplantı düzenleyeceklerini belirterek, İngilizce sosyal medyanın devreye girdiğini, yakın zamanda ise Yunanca sitenin de devreye gireceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın basın toplantısındaki açıklaması şu şekilde:

“CUMHURBAŞKANLIĞI YALNIZCA KIBRIS SORUNU İLE İLGİLENEN BİR MAKAM DEĞİLDİR”

“Değerli basın mensupları, öncelikle hepinize hoş geldiniz diyorum. Biliyorsunuz genel olarak demokrasilerde bir gelenektir, 100 günün ardından bir genel değerlendirme yapılır. Dün itibarıyla görevdeki yüzüncü günümüzü doldurmuş bulunuyoruz. Pazara rastladığı için Pazartesi günü bunu yapmayı tercih ettik. 100 gün ile ilgili kitapçığı QR koddan alabilirsiniz.

Birinci temel konu olarak Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmeleri ele aldık. İkinci temel konu olarak Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler, sonra diğer ülkelerle diplomatik ilişkiler ve dördüncü konu başlığı olarak da - biliyorsunuz hep söylemiştik seçimden önce – bizim baktığımız yerden Cumhurbaşkanlığı yalnızca Kıbrıs sorunu ile ilgilenen bir makam değil, içeride de yetkileri olan ve bu yetkilerini de kullanması gereken, doğrudan yetkili olmadığı konularda da koordinasyon görevini üstlenen bir makamdır. Dolayısıyla bununla ilgili de ilk 100 gün için seçim sırasında yaptığımız açıklamada bazı çalışma gruplarının - biz onlara çalışma birimleri adını veriyoruz – oluşturulacağı ve çalışmalara başlayacağı sözü vermiştik. Bununla ilgili de dördüncü bölümde açıklamalar var. Ben de bunlara değineceğim.”

“BELLİ SONUÇLARA LEFKOŞA’DA ULAŞALIM, SONRA 5+1’E GİDELİM”

“Kıbrıs sorunu ile ilgili süreç nerededir? Bunu değerlendirmek için nereden devraldığımızı hatırlamakta fayda var. Biliyorsunuz geride bıraktığımız beş yıllık süreç içerisinde bu konuda en öne çıkan iki nokta Cenevre ve New York görüşmeleriydi. İkisi de 5+1 formatında gerçekleşmiş ve gayrı resmi görüşmeler olarak kabul edilmişti. Yani resmi bir müzakere süreci yoktu. Yine - basın mensubu arkadaşlarımız çok iyi hatırlayacaktır - seçim döneminde benim şöyle bir açıklamam olmuştu. Demiştim ki bu konular bugüne kadar bildiğimiz güven yaratıcı veya artırıcı önlemler başlığı altında toplanabilecek konulardır. ‘Bunların Cenevre’de ya da New York’ta 5+1 düzeyinde ele alınması anlamlı değildir’ açıklamasını biliyorsunuz ki seçimden önce de bu konulara ilişkin değerlendirmelerimde söylemiştim. Sebebi de şuydu: Bunlar, bugüne kadar konuşulmuş konulardı. Sonuç da alınmış konular ama bunların konuşulması ya da bunlarda sonuç alınması için bir kere BM Genel Sekreterinin ve üç garantör ülkenin masada oturmasına gerek yok. Bu konular için 5+1 toplantıları fazla üst düzey kalıyor. Üstüne üstlük, 5+1 gerçekleştikten sonra sonuç alınmadan masadan kalkılması da hem BM hem üç garantör ülkenin ve iki liderin prestiji itibarı açısından da olumlu sonuçlar vermiyor. Çünkü bu kadar üst düzey bir toplantıda en azından belli sonuçlarla masadan kalkılması gerekiyor. Dolayısıyla göreve geldiğimiz ilk günden itibaren vurguladığımız bir noktaydı. 5+1 hiçbir şekilde kaçacağımız bir toplantı formatı değil, hangi toplantı söz konusu olursa katılırız. Ama bize göre doğru olan en azından masaya konulmuş Güven Yaratıcı Önlemler konusunda belli sonuçlara Lefkoşa’da ulaştıktan sonra 5+1’e gitmek ve dolayısıyla 5+1’in sonucunda da birtakım olumlu gelişmelerin açıklanmasına fırsat vermektir’ demiştik. Bu pozisyonumuzu koruduk.”

“DÖRT MADDELİK METODOLOJİ ÖNERİMİZİ İLK TOPLANTIDA MASAYA KOYDUK”

“Üç ay artı on gün içerisinde BM gözetiminde iki lider arasında gerçekleşen üç ayrı toplantı oldu. Bu üç ayrı toplantının birincisinde, seçimden çok önce ortaya koyduğumuz dört maddelik metodoloji önerimizi ilk toplantıda masada ortaya koyduk. Bununla birlikte on tane de yeni güven yaratıcı önlem önerimizi de masaya koyduk. Yeniden kastım şu: Tabii ki Cenevre ve New York’ta görüşülen konular halen görüşme masasının konusudur. Bunlara ek olarak 4 maddelik metodoloji önerisi ve yine bunlara ek olarak on maddelik yeni bir güven yaratıcı önlemler paketi önerisini de ilk toplantıda masaya koyduk. Bunların içinde yer alanlardan şu örnek verilebilir. Kayıp Şahıslar Komitesini birlikte ziyaret gibi son derece sıradan – Güven Yaratıcı Önlem bile değil bize göre – ama o dönemin ihtiyaçları içerisinde önemli olan. Neden? Hatırlayacaksınız Avrupa Parlamentosu’nda bir anıtın yapılması konusunda bir karar alınmıştı. Bu anıtın sadece Kıbrıslı Rum kayıpları ile ilgili öneri olarak ortaya çıkmıştı. Bu ziyaret aslında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kayıplarının hepsinin anılarını onurlandırmak ve hepsi ile ilgili KŞK tarafından araştırmalar yapıldığını hatırlatmak amacıyla bizler tarafından önerilmişti. Bu gerçekleşmişti.”

“BOSTANCI VE DERİNYA’DA SEYRÜSEFER’İ SON TOPLANTIDA HRİSTODULİDİS’E HATIRLATTIK”

Yine hatırlayacaksınız, çok uzun süredir devam eden Hellimin tescili konusunda Kıbrıs Rum yetkili makamının Bureau Veritas ile sözleşme imzalanması meselesi vardı. Bunun bir an önce tamamlanması gerektiğini söylemiştik. O toplantıdan kalktığımızda da Sn. Hristodulidis hatırlayacaksınız - Ocak sonu itibarıyla bunun tamamlanacağını söylemişti. Metehan’daki sıkışıklığı biraz olsun rahatlatmak açısından önerilerimiz vardı. Metehan’da kulübe sayısının yediye çıkarılması ve sürekli olarak orada görevli bulundurulması ve Bostancı ve Derinya kapılarında da seyrüsefer çıkarılmasının olanaklı kılınması önerilerimizdi. Bu konularda 31 Ocak itibarıyla sonuç alınacağı taahhüdü Sn. Maria Holguin Cuellar önünde yapılmıştı. Bu taahhütler şu ana kadar yedi kulübenin Metehan’a yerleştirilmesinin gerçekleştiğini gözlemledik ama orada yol yapımı Kıbrıslı Rum müteahhidin kısmı henüz tamamlanmadığı için bunların devreye girdiğini görmedik. Ama Derinya ve Bostancı’da seyrüsefer ile ilgili çalışma henüz başlatılmadı. Bunu da son toplantıda Sn. Hristodulidis’e bir kez daha hatırlattık. Hellim ile ilgili imzalanması gereken sözleşme henüz maalesef imzalanmadı.

“DERDİMİZ İKİ HALKA MENSUP ÇOCUKLARIN SPOR MÜSABAKASINDA DOSTLUK TURNUVASINDA BİR ARAYA GELMESİYDİ”

“Bunun dışında o öneriler içerisinde, U14’lerin dostluk maçı yapması diye bir önerimiz vardı. Bu öneri ile ilgili nedense çok tartışma çıktı. Futbolda bu iş zor olur diye. Biz görüşme süreçleri boyunca dedik ki illa ki futbol değil, basketbol, hentbol, voleybol da olur dedik. Takımlar konusunda sıkıntınız varsa hatta bireysel katılımla atletizm veya jimnastik de olur. Derdimiz iki topluma iki halka mensup çocukların spor müsabakasında dostluk turnuvasında bir araya gelmesiydi. Bizim basınımızda yine o dönemde bazı eleştiriler yer aldı: Türkiye Cumhuriyeti’ni ikna edebildiniz mi ki böyle bir maç yapması konusunda ki siz bunu Kıbrıslı Rumlardan istiyorsunuz diye. Farkına varıldı mı bilmiyorum ben birkaç gün önce Girne’de Hentbol turnuvasındaydım. O turnuvada, Türkiye Cumhuriyeti, Özbekistan, Kosova ve Kazakistan’dan takımlar hentbol turnuvasına katıldılar. U14 de değildi, U16’ydı. Bunun yapılmasının önünde bir engel olmadığı aslında son derece açık, bizim bununla herhangi bir siyasi amaç gütmediğimiz de son derece açıktır. Ama maalesef bu konudaki önerimiz kabul görmedi. Bizim seçim öncesinde söylediğimiz 5+1’e böyle konulara gerek yok bu konular Lefkoşa’da çözülmelidir.”

“NİHAİ HEDEFİMİZ KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİDİR”

Şu anda BM Genel Sekreterinin Kişisel Temsilcisi Sn. Holguin’in yaptığı açıklama güven yaratıcı önlemlerde mesafe kaydedilmedikçe, çözümler üretilmedikçe 5+1 toplanmayacaktır açıklaması aslında bizim seçimden önceden beri ortaya koyduğumuz görüştür. Amacı da bellidir. Nihai hedefimiz Kıbrıs sorununun çözülmesidir. Kıbrıs sorununun çözülmesinin bu ülkede öngörülebilirlik ve görünürlük sağlanması açısından en önemli unsur olduğunu hep vurguluyoruz. Ama şunu da vurguluyoruz. Crans Montana’dan bugüne sekiz seneyi aşkın bir süre geçti. 8 senenin içerisinde anlamlı denilebilecek hiçbir görüşme süreci yaşanmadı. Sn. Holguin’in buraya ilk gelişinden bugüne de maalesef güveni olumsuz şekilde etkileyecek gelişmeler yaşandı. 21 Aralık’ta ilk defa yapıldığını tespit ettiğimiz yapılan bir açıklama gibi. Hani AB yetkilileri buraya geldiğinde - ben ona ‘delikten baktırma ritüeli’ adını veriyorum- o ritüelin tekrarlatılması gibi birtakım güveni olumlu etkilemediği açık olan gelişmeler yaşandı. Bir güveni olumlu yönden etkilemeyen gelişme de maalesef demin sözüne ettiğim 31 Ocak itibarıyla tamamlanacağı öngörülen noktaların en azından üç tanesinin Bostancı, Derinya’da seyrüsefer ve hellim meselesinin halen halledilmemesidir. BM raporlarından alarak söylüyoruz, orada söylenen şey şudur, çözüme uygun bir iklime, atmosfer yaratmaya ihtiyaç var. Birinci adım budur. Bunun gerçekleşmesi üzerine 5+1 gerçekleşebilir ki 5+1 gerçekleştiğinde oradan olumlu bir havayla kalkılabilsin. Temel iddiamızda ki gerek dört maddeli öneriler konusunda gerek on maddeli öneriler konusunda gerekse Haspolat, Kiracıköy’den Eylence’ye ve Lüricina Akıncılar noktasında yeni kapıların açılması meselesi vardı. O meselelerde de temel hedefimiz sonuç alalım, iki halk da bu iki liderin sonuçlar alabildiğini görsün ve güven artsın. Dört maddelik öneri de aslında temel hedefe yöneliktir. O temel hedefin gerçekleşmesi için bu defa daha öncekilerden farklı olarak birtakım usul kuralları belirleyelim.”

“DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK EN BAŞTAN GARANTİ EDİLECEK”

Maalesef bunu ilk kez söylemiyorum. Bugün basında bazı haberlerde farklı değerlendirmeler gördüm. Ben şu ana kadar bu saydığım dört konu dışında herhangi bir konuda ilerleme sağlandığını kendi halkıma aktarmadım. ‘İki lider halklarına farklı şeyler aktarıyor ama Holguin gerçeği söylüyor’ şeklindeki değerlendirmeyi doğru bulmam. Son derece açık bir şekilde biz gerçeği söylüyoruz. Gerçek de şu ana kadar ilerleme sağlanmamış olduğudur. Sağlanmamasının sebeplerinden biri de o dört maddenin içinde dahi - ki güveni biraz olsun yaratacak şeylerdi - orada dahi ilerleme olmamasıdır. Dört maddeden kastım seyrüsefer, hellim kısmıdır. Bizim dört madde ile ilgili olarak söylediğimiz çok nettir. Usule, metodolojiye dairdir. Metodolojiye ve usule dair olmasının açık göstergesi de hepsinde ilkesel olarak vurgusu yapıyoruz. Siyasi eşitlik ile ilgili olarak dönüşümlü başkanlık konusunda örnek veriyorum sadece. Çok açık şekilde söylediğimiz şudur: Biz dönüşümlü başkanlık meselesinin ikiye bir mi üçe bir mi dörde bir mi olduğunu şimdiden belirlemekten, içeriğinden bahsetmiyoruz. İlkesel olarak şunu söylüyoruz: herhangi bir yapı kurulacaksa ve burada siyasi eşitlik olacaksa, o yapının iki bileşeni olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların belli dönemlerle o yapıya başkanlık edebileceğinin güvence altına alınması lazım. Öyle bir yapı teehhül edebiliyor musunuz ki siyasi eşitlik var ama iki bileşenden biri tarih boyunca o yapının başkanlığını hiç yapamayacak? Bu baştan garanti edilecek. Bunun örneği 1960 Anayasasında vardı. Son dönemlerde 1963 olayları dolayısıyla rahmetli Dr. Küçük’ün yazdığı mektuplar tekrar yayınlandı. Oralara bakarsanız aslında dönüşümlü başkanlığın olmamasının nelere mal olduğunu nasıl kötü sonuçlar doğurduğunu görebilirsiniz.

“GÖRÜŞME SÜRECİ DEVAM EDİYOR VE EDECEKTİR. BİZ HEP MASADA OLACAĞIZ”

“Bizim iddiamız seçim öncesinin de çok öncesinden beri Sayın Guterres’in dediği gibi bu defa farklı olmalıdır. Bu defa farklı olacaksa ne olacak fark? Biz kendi önerilerimizi geliştirdik ve dedik ki bu defa farklı olacaksa en azından metodolojinin baştan belli olması lazım. Kurallar, usuller nedir koyalım. Ondan sonra esasa geçelim ve içeriği konuşalım. Bu geldiğimiz nokta, buna rağmen kendi adıma bir hayal kırıklığı ya da moral bozukluğu içinde olmadığımı çok açık söyleyeyim. Sebebi şu: 5 yıllık bir durgunluk dönemi ama geriye gidin beş yılı da aşkın 2017’dir Crans Montana, sekiz yıllık bir durgunluk dönemi. Benim seçilmemden itibaren KŞK konusunda, AB yetkililerinin buraya gelmesi, 21 Aralık gibi konularda yaşananlar varken görüşme süreci devam ediyor ve edecektir. Biz hep masada olacağız. Kırmızı çizgi demiyoruz. Bunlar bu ülkede güven yaratıcı önlem olarak uygulanması gereken şeylerdir. Eğer çözüm istiyorsak, bunlar üzerinden yürünmesi lazım diyoruz.”

“GÖRÜŞME SÜRECİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ YETKİLİLERİ İLE İSTİŞARE İÇERİSİNDE YÜRÜTÜLÜYOR”

“Son toplantıda Sn. Hristodulidis 5 maddelik başka bir şey getirdi. 5 maddelik başka bir şeyin bir maddesi güven yaratıcı önlemlere ilişkindir. Haspolat, Kiracıköy, Eğlence oraları kapsayan geçiş noktaları ile ilgilidir. New York’tan beri masada bir harita var Erenköy o masada yok. 5 maddenin içinde Erenköy de onun içine girdi. Konu, New York’tan bile daha uzlaşılması zor olan bir noktaya çekildi. Daha da uzlaşma açısından güçlük yaratan bir şey ortaya çıktı. Ne zaman çıktı? Üçüncü üçlü görüşmede çıktı. Arzu ettiğimiz bir noktada değiliz. Ama gönül rahatlığı ile söylüyorum daha üç ay oldu. Üç ay içerisinde elbette birtakım anlaşmazlık noktaları öne çıkacaktır. Ben de bu süreçlerin içerisinde yer almış biri olarak çok iyi biliyorum. Bir de GKRY’nin AB dönem başkanlığını yürüttüğü dönemdeyiz. Mayıs ayında güneyde genel seçimlerin yapılacağını bildiğimiz bir dönemdeyiz. Dolayısıyla bu dönemde çözümlere ulaşmanın zaman alacağı da açık şekilde görülebilir. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler nasıl olacak sorusu soruluyordu. Zaten Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak her zaman tüm liderlerimiz Türkiye Cumhuriyeti ile istişare içerisinde görüşme süreçlerini yürüttü. Baştan beri de bu konuda görüşme süreci Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile istişare içerisinde yürütülüyor. Seçimden önce de bunun böyle olacağınız söylemiştik. Seçimden sonra da söylemiştik. Bu konuda gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek KKTC’nin farklı noktalarda farklı görüşleri olabilir. Önemli olan istişare sürecinin diplomatik ilişkilerin kesintisiz bir şekilde yürüyebilmesidir. Bu ülkede eğer çözümü gerçekten istiyorsanız, bu çözümde iki lider var üç de garantör ülke var. Üç garantör ülkenin de evet diyeceği bir çözüm üretmek durumundasınız. Kıbrıs Türk lider olarak da size düşen görev üç garantör ülke hem Türkiye Cumhuriyeti hem Kıbrıs Rum liderliği hem de bu dönem öyle bir dönem ki - daha da açık çıktı ortaya - onların dışındaki pek çok bölgesel etkili devlet ile de çok ciddi al ver süreci, diplomasi süreci, istişare süreci yürütmekle yükümlüsünüz.”

YOĞUN DIŞ TEMASLAR… BİRİNCİ KONU KARMA EVLİLİKLERDEN DOĞAN ÇOCUKLARIN YURTTAŞLIK HAKKI…

“Üç ay içerisinde gerek benim gerekse müsteşarımız Sn. Mehmet Dânâ çok yoğun dış temaslar da yaptığımızı görebilirsiniz. Dış temaslar derken, bir yerlere gitmek değil dış elçilerin buraya gelmesi suretiyle temaslar yaptık. Bunların arasında ABD, Fransa, Birleşik Krallık gibi bu anlamda bölgede etkili olduğu bilinen devletler de var. Onlarla yaptığımız görüşmelerde hem Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşlerimizi aktarırken, hem de güven yaratıcı önlemler konusundaki görüşlerimizi paylaşma fırsatı buluyoruz. En fazla onlarla yaptığımız görüşmelerde Kıbrıs sorunu dışında kalan kısımda karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık hakkı konusudur. Çünkü bunu baştan beri güven yaratıcı önlem olarak değil bir insan hakkı ihlali olarak değerlendiriyoruz. Bu insan hakkı ihlalini tüm muhataplarımızla da paylaşmaya devam ediyoruz, geriye kalan tüm güven yaratıcı önlemler konusunda olduğu gibi.”

“METEHAN’IN RAHATLATILMASI KIBRISLI TÜRKLERİN LEHİNE KIBRISLI RUMLARIN ALEYHİNE DEĞİLDİR”

“Güven yaratıcı önlemlerle ilgili şunun da altını çizmek istiyorum. İlk bunları sunduğumuzda, şöyle bir yorum yapılmıştı. ‘Tufan Erhürman on maddelik güven yaratıcı önlem önerisi sundu ama bunlar hep Kıbrıs Türk halkının lehine olanlardır. GYÖ paketi iki tarafı da mutlu edecek şeyler olmalı, win win olmalı ki gerçekten güven yaratılsın denilmiştir. Ben de şunu söylemiştim. Metehan’ın rahatlatılması Kıbrıslı Türklerin lehine Kıbrıslı Rumların aleyhine değildir. Seyrüseferin Derinya’da ve Bostancı’da da yapılması Kıbrıslı Türklerin lehine Kıbrıslı Rumların aleyhine değil, çünkü Metehan’a yüklenmeyecek demektir, Metehan rahatlayacak demektir. Hellim konusu Kıbrıslı Türklerin lehine Kıbrıslı Rumların aleyhine değildir. Çünkü hellim ortak PDO tescilidir. Hellimin ihracı meselesi eğer Kıbrıslı Türklerin lehine değerlendirilecekse biliyorsunuz 2026’dayız. Aşağı yukarı 9 sene önce başlayan bir süreçten bahsediyoruz ve iki toplum liderleri tarafından başlatılan bir süreçten bahsediyoruz. Karşılıklı futbol maçları, dostluk maçı yapılmasının alakası yok. Çünkü zannedildi ki Kıbrıslı Türkler yapamıyor da bari Rumlarla yapayım dediler. Böyle bir şey yoktur, zaten çok kısa bir süre önce U14 takımımız Trabzon’a gitti, bir süre önce Azerbaycan’a gitti. Dinamo Mix ile maç yaptı. Daha geçen gün Girne’de Hentbol turnuvası düzenlendi. Bu bizim ihtiyacımız değil, iki toplumun çocuklarının bir araya gelmesi daha yakından tanıması meselesiydi. Geçiş noktaları meselesi dediğimiz gibi biz geldiğimizde önümüzde bulduk haritayı. Yani Haspolat’ı, Akıncılar’ı, Kiracıköy Eğlence bağlantısını ilk öneren biz değiliz, o harita zaten oradaydı. O haritada Haspolat hem Kıbrıslı Türklerin hem Kıbrıslı Rumların hayatlarını kolaylaştıracaktır.”

“LEFKOŞA’NIN YENİ BİR ARAÇLI GEÇİŞ NOKTASINA İHTİYAÇ DUYDUĞU BARİZDİR”

Lefkoşa’nın yeni bir araçlı geçiş noktasına ihtiyaç duyduğu barizdir. Artı Kiracıköy Eğlence hattı da aslında Kıbrıslı Türkler için değil Larnaka’dan Lefkoşa’ya daha kısa sürede gelmek isteyen Kıbrıslı Rumlar için önerilen bir şeydir. Benim için sorun değildir tabii ki Kıbrıslı Rumların trafiği rahatlasın. Çözüm önermeye çalışıyoruz. Biliyorsunuz hatta yeni bir yolun doğrudan doğruya bizim tarafımızdan yapılması önerisi var masada bedeli ödenmek suretiyle. Amaç nedir? Kıbrıslı Türklerin Eylence’ye çok fazla seyahat etmesi söz konusu değil. Ama böyle bakmıyoruz meseleye. Herkes kazansın. Lurucina Limya kapısı da Kıbrıslı Türkler ile ilgili değil aslında Larnaka’dan gelenlerin kullanacağı bir kapıdır. Önerdiğimiz şeyler arasında meseleye böyle baktığımızı gösterecek bir şey de olduğu kanaatini kendi adıma taşımıyorum. Sayın Hristodulidis’in yaptığı ekstra öneriler konusunda da ben kendisine son toplantıda tek tek üzerinden geçerek bazı yaptığı önerilerin şu an fiilen uygulanmakta olduğunu Haspolat Arıtma tesisi meselesi ikinci toplantı üç saat sürdü. Üç saatlik toplantının 45 dakikasını Haspolat’ta sorun var üzerinden geçti. Ben ve müsteşarım iş o kadar sürdü ki Sayın Harmancı’yı bir daha arayalım. Bize herhalde yanlış bir şey aktardı diye düşünüp telefon açmamızı mecburi kıldı. Hatta o telefon konuşmasına Sn. Fidan’ı aradığım şekilde yansıtıldı. Oysa hem ben hem Sn. Dânâ, Sn. Mehmet Harmancı’yı aramıştık. Sonra biz Sayın Harmancı’dan rica ettik. Lefkoşa’daki muhatabının da olacağı, Sn. Dânâ ve Sn. Menelaou’nun da olacağı bir toplantı organize edin lütfen ve orada bu sorunu konuşun çünkü biz sorun olmadığını biliyorduk ama sorun olduğu düşüncesiyle üç saatin 45 dakikası bu konuyla geçti ve Haspolat hatta ortak açıklamaya da girdi. O toplantı bizim talebimizle gerçekleşti. O toplantıda Sn. Mehmet Harmancı da muhatabı da ortada bir sorun yoktu biz zaten anlaşmıştık dedi ve toplantı bitti. Bunu da yaşadık. Bu son toplantıda o yüzden ben tek tek geçtim Sn. Hristodulidis’in önerilerinin üzerinden. Bir kısımda tek taraflı olarak yapılacağını söyledim bir kısmında da aslında fiilen bir sorun olmadığını anlattım. Bizim önerilerimizin üzerinden kendisi geçmeyi tercih etmedik. Kendi önerilerini paylaşmayı tercih etti. İleriye doğru yol önerileri dedi adına.

“BU ÇAĞRININ MUHATTABI BİZ DEĞİLİZ”

“Bu konularla ilgili BM’nin kendi rapor ve kararlarından iki noktayı hatırlatmak istiyorum. Sn. Antonio Guterres’in Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün faaliyetlerine ilişkin 5 Ocak 2026 tarihli raporunun 52. Paragrafında şöyle der: ‘toplumlar arasında daha yakın iş birliğini teşvik etmeye yönelik çabalar kapsamında yerel ve uluslararası aktörler kuzeyin statüsü ve tanınmayla bağlantılı zorluklar ve engellerle karşılaşmaya devam etmektedir. Kıbrıs’a ilişkin BM politikası korunmakta Tanınmaya ilişkin kaygıların tek başına daha fazla iş birliğinin önünde engel oluşturmaması gerektiğini bir kez vurguluyorum.’ Yani Guterres ne diyor? KKTC’nin tanınması hukuki açıklaması gelmeyecek ama uygulama aracılığıyla KKTC tanınmış olacak endişesi ile bazı iş birliği alanlarının önü tıkanıyor. Bu iş birliği alanlarının önünü tıkamayın. Çünkü bu endişeler yersiz endişelerdir diyor Sn. Guterres. Ama biz halen Güven Yaratıcı Önlemleri konuşurken sürekli olarak karşımızda siz bunu aslında recognition by implication olsun diye yapıyorsunuz yaklaşımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Sn. Genel Sekreter de bunun farkında demek ki bunu ilk defa bu raporda yazmadı. Daha önceki raporlarında da bu tanınma endişesini iş birliğini engelleyen bir faktöre dönüştürmeyin çağrısı yaptı. Bu çağrının muhatabı tahmin edersiniz ki biz değiliz. Bu çağrının muhatabının Kıbrıs Rum liderliği olduğu belli. Bir başka nokta da Güvenlik Konseyi kararlarına dahi sirayet eden 30 Ocak 2026 tarihli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri iki toplum arasında sosyoekonomik farkın daha da derinleştiğine ilişkin tespitini hatırlatır, bunun adada daha fazla uzaklaşmaya yol açma ve bir çözüme ulaşma ihtimallerini potansiyel olarak etkileme riski taşıdığını tespit eder. Sosyoekonomik Disparity diyor yani uzaklaşma artıyor bunun artıyor olması çözüm perspektifini de zayıflatıyor dedikten sonra da, bu bağlamda anlamlı temaslar yoluyla ele alınabilmesi için ilave çabalar gösterilmesi yönünde güçlü bir çağrıda bulunuyor. Bizimle bu konuda bizim sosyoekonomik düzeyimizin daha yukarıya taşınması aradaki uzaklaşmanın kapatılması noktasında bizimle temas kurulması çağrısını yapıyor Sn. Guterres. Bunları da akılda tutmak lazım Güven Yaratıcı Önlemler meselesi konuşulurken diye düşünüyorum.”

“5 YILLIK SÜREYİ KIBRIS TÜRK HALKI AÇISINDAN YENİDEN DOĞUŞ DÖNEMİ OLARAK KULLANACAĞIZ”

“Kim ne derse desin. Benim şahsi düşüncem şudur: Bu 5 yıllık süreyi Kıbrıs Türk halkı açısından bir yeniden doğuş dönemi olarak kullanmak ve bunun gereklerini yerine getirmek niyetindeyiz. Bütün çabamız bu yöndedir bu yönde olacaktır. Yeniden doğuştan kastım da, bir Kıbrıs sorunu ile ilgili anlamlı ciddi sonuç odaklı çalışma aralıksız bir biçimde çözüm ve güven yaratıcı önlemler için sürdürülecektir. İki, Dünya ile ilişkiler konusunda bugünkünden de daha fazla çaba ortaya konulacaktır. Kıbrıs Türk halkının dünyada bilinirliği ile ilgili ekstra çaba ortaya konacaktır ve Kıbrıs Türk halkının kurumsal yapısının, kültür, sanatının ve kimliğinin bu beş yıl içerisinde şu anda endişe konusu iken gurur konusu olması noktasında yoğun çalışma gösterilecektir. Tek kabul etmediğimiz ama eleştiri yapanlara saygım sonsuz ama cümle olarak lugâtımızdan çıkardığımız şey şudur: ‘Bu memleketten bir şey olmaz. Biz bunu yapamayız’ bizim lugâtımızda yoktur. Bu çıkarıldı. Biz yaparız. Bizim ülkemizin de insanlarımızın da potansiyeli buna yeterlidir. Ama içerde kurumsal yapıdaki zafiyet, ekonomideki zafiyet, kültür ve sanat konusundaki kalkınma ile ilgili zafiyet bizim dışarıda yapmaya çalıştıklarımızın da maalesef önünde engeldir. Farklı kompartımanlar gibi görünse dahi hepsi geçişkendir, iç içedir. Hepsinden birlikte hareket ettiğinizde gerçekten Kıbrıs Türk halkının yeniden doğuşu için bir çaba göstermiş olursunuz.”

RUM LİDER İLE SAĞLANAN ÜÇ UZLAŞI

Cumhurbaşkanı Erhürman, 11 Aralık 2025 tarihinde Rum Lider Nikos Hristodulidis ile Kayıp Şahıslar Komitesi Antropoloji Laboratuvarı’nı ziyaret ettiklerini, ziyaretin ardından ara bölgedeki İyi Niyet Ofisi’nde, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in katılımıyla bir görüşme gerçekleştirildiğini hatırlattı.

Görüşme sonucunda BM tarafından ortak bir açıklama yapıldığını belirten Erhürman, güven artırıcı önlemler çerçevesinde üç başlıkta uzlaşı sağlandığını açıkladı. Buna göre:

  1. "Hellimin ülkemizden ihracatının yapılabilmesini mümkün kılacak şekilde Bureau Veritas Paris’in yetkilendirilmesi işlemlerinin tamamlanması,

  2. Mülkiyetle ilgili tutuklama ve yargılamaların ortamı olumsuz etkilediği ve bu konuda adım atılması gerektiği,

  3. Yeşil Hat Tüzüğü’nün uygulanmasıyla ilgili yaşanan sıkıntıların giderilmesi" konularında mutabakata varıldı.

Cumhurbaşkanı Erhürman, gelinen noktaya rağmen hayal kırıklığı yaşamadığını, görüşme sürecinin devam edeceğini ve Cumhurbaşkanlığı olarak her zaman masada olmaya devam edeceklerini vurguladı.

ERHÜRMAN, GAZETECİLERİN DE SORULARINI YANITLADI

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, siyasi eşitliğin pazarlık konusu yapılamayacağını vurgulayarak, Lefkoşa’da somut ilerleme sağlanmadan uluslararası müzakere formatlarına geçilmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

Çözüm sürecinde suçlayıcı değil, yapıcı ve temkinli bir dil benimsediklerini belirten Erhürman, kalıcı barışın yalnızca Kıbrıs için değil, bölgesel istikrar açısından da kritik öneme sahip olduğunu söyledi.

“Cumhurbaşkanlığı’nda 100 Gün” başlıklı basın toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Erhürman, Kıbrıs müzakereleri, güven yaratıcı önlemler ile Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’le ilişkiler başta olmak üzere birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

TÜRKİYE'YE GİRİŞ YASAĞI KONUSU

Seçim öncesinde Türkiye’ye giriş yasağı bulunan Kıbrıslı Türkler konusunu “ilk 10 günün meselesi” olarak nitelendirdiğinin hatırlatılması ve bu kapsamda son 100 günde hangi temasların yapıldığının sorulması üzerine Erhürman, söz konusu ifadeyi meselenin önemine dikkat çekmek amacıyla kullandığını söyledi.

Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdiği ilk ziyarette konuyu gündeme getirdiğini belirterek, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile yaptığı görüşmede bu meseleyi ilettiğini ve Yılmaz’ın not aldığını ifade etti. Bu konuda kendisine kısa süre içerisinde geri dönüş yapılacağının aktarıldığını kaydeden Erhürman, sürecin takipçisi olmaya devam edeceğini vurguladı.

DÖRT MADDELİK METODOLOJİ VE ULUSLARARASI TEMASLAR

Rum basınında dört maddelik metodolojiye ilişkin “anlaşma sağlanmış” izlenimi veren haberler yer aldığına dikkat çekilmesi ve resmi müzakerelerin başlamasına yönelik somut bir adım olup olmadığının sorulması üzerine Erhürman, yurt dışı temaslarına ilişkin kısa süre içerisinde bazı girişimlerin görüleceğini söyledi.

Erhürman, özellikle Avrupa Birliği’ne yönelik temasların, Birliğin dönem başkanlığı süreci ve mevcut uluslararası koşullar nedeniyle ertelendiğini belirterek, AB’nin şu anda farklı bölgelerle yoğun ve karmaşık ilişkiler yürüttüğünü, bu nedenle temasların daha uygun bir dönemde yapılmasının tercih edildiğini ifade etti.

Alt düzey temasların ise sürdüğünü kaydeden Erhürman, Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki ekiplerin New York ve Avrupa’da görüşmeler gerçekleştirdiğini ve sürecin planlı şekilde devam edeceğini belirtti.

Dördüncü maddeye henüz geçilmediğini ifade eden Erhürman, uluslararası muhataplarına, bu maddenin yükünün müzakere aşamasına gelmeden önce hafifletilmesi çağrısında bulunduğunu söyledi.

“Kıbrıs Rum liderliğinin son dakikada masadan kalkmasıyla süreç akamete uğrarsa, bugünkü statükoya dönülmemesi gerekir.” diyen Erhürman, bu yönde şimdiden adım atılmasının dördüncü maddeye ilişkin yükü de hafifleteceğini vurguladı.

Bu çerçevede doğrudan temasların kurulması ve 2004’ten bu yana bekleyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün hayata geçirilmesi gerektiğini dile getiren Erhürman, Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği’nin çözüm sürecine somut katkı sunmak istemesi halinde bu enstrümanları gecikmeden kullanması gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erhürman, olası bir müzakere sürecinin son anda kesintiye uğraması halinde mevcut statükoya dönülmemesi gerektiğini yineleyerek, sürecin seyrinin uluslararası aktörlerin atacağı somut adımlarla netleşeceğini kaydetti.

KAPILAR KONUSU: PİŞMİŞ AŞA SU KATMAK İSTEMİYORUZ

Çarşamba günü iki saatlik elektrik kesintisi
Çarşamba günü iki saatlik elektrik kesintisi
İçeriği Görüntüle

Kapılar konusuna ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erhürman, New York sürecinden bu yana Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve taraflara ait olmayan bir harita üzerinden ilerleme sağlanmaya çalışıldığını söyledi. Erhürman, söz konusu haritada Haspolat ile Kiracıköy–Eğlence hattının yer aldığını, Erenköy’ün ise bulunmadığını ifade etti.

Bu aşamada yeni kapı taleplerinin gündeme getirilmesinin süreci zorlaştıracağını kaydeden Erhürman, “pişmiş aşa su katmak istemiyoruz” dedi.

Müzakerelerde ortaya çıkan sorunlara çözüm üretme yaklaşımıyla hareket ettiklerini belirten Erhürman, yol güzergâhları ve mülkiyet konularında dile getirilen itirazlara karşı somut çözüm önerileri sunduklarını, buna rağmen yeni taleplerin gündeme getirildiğini söyledi. Bu nedenle mevcut aşamada Mağusa ya da Kaymaklı kapısının masaya taşınmasının süreci çıkmaza sokabileceğini ifade etti.

"YAPICI VE TEMKİNLİ BİR DİL TERCİH EDİYORUM

Rum lider Nikos Hristodoulidis’in samimiyeti ve paylaşımcılığına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, görüşme süreci devam ederken karşı tarafla ilgili suçlayıcı bir dil kullanmaktan özellikle kaçındığını söyledi.

Diyalog ve diplomasiye inandığını vurgulayan Erhürman, müzakere masasında bulunulurken kamuoyu önünde olumsuz değerlendirmeler yapmanın iki halk açısından da fayda sağlamayacağını ifade etti.

Çözümsüzlüğün yalnızca Kıbrıs Türk halkına değil, Kıbrıs Rum halkına da kaybettirdiğini düşündüğünü dile getiren Erhürman, mevcut statükonun bölgedeki askeri ve enerji dengeleri bakımından her iki toplumda da endişe yarattığını belirtti.

Erhürman, çözümün her iki halkın da kazanacağı bir süreç olabileceğini kaydederek, bu nedenle müzakere sürecinde yapıcı ve temkinli bir dil kullanmayı tercih ettiğini söyledi.

"KIBRIS'TA KALICI BARIŞ VE İSTİKRAR OLMADAN BÖLGEDE GERÇEK ANLAMDA BİR BARIŞ ORTAMI KURMAK MÜMKÜN DEĞİL"

Basına yansıyan Kosova’nın Gazze Barış Konseyi’ne davet edilmesi ve bunun Rum tarafı açısından bir endişe kaynağı olup olmayacağı yönündeki soruya yanıt veren Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, dünyanın ve bölgenin son derece dinamik bir dönemden geçtiğini söyledi.

“Her şeyin aynı anda değiştiği, bütün taşların yerinden oynadığı bir dönemdeyiz.” diyen Erhürman, bu süreçte Kıbrıs sorununun çözümünün sanılanın aksine daha da önemli hâle geldiğini ifade etti.

Bölgesel istikrar ve kalıcı barışın, Kıbrıs’ta çözümsüzlük sürdüğü sürece sağlanmasının kolay olmadığını vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs’ta kalıcı barış ve istikrar olmadan bölgede gerçek anlamda bir barış ortamı kurmak mümkün değil.” dedi.

Kosova örneğinin, uluslararası ilişkilerde dengelerin hızla değiştiğini gösterdiğini kaydeden Erhürman, Güney Kıbrıs’ın bazı konularda tereddütlü tutum sergilemesinin de bu tabloyu yansıttığını söyledi. Erhürman, Kıbrıs’ta çözüm sağlanmadan kalıcı istikrarın zor olduğunu belirterek, bu gerçekliğin Rum liderliği tarafından da görülmesini umut ettiğini dile getirdi.

KARPAZ VE LİMASOL'DAKİ ÇOCUKLARININ EĞİTİM HAKKI

Avrupa Parlamentosu’nun Karpaz’da öğrenim gören öğrencilerle ilgili hak ihlallerine dair yürüttüğü araştırmaya ilişkin soruyu da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erhürman, konunun yeni olmadığını söyledi. Karpaz’daki okul meselesinin yıllardır gündemde olduğunu anımsatan Erhürman, buna karşılık Limasol’daki Türk okulu konusunun zaman içinde ortadan kalktığını ifade etti.

“Karpaz’daki çocuklarımızın eğitim hakkı benim için son derece kıymetlidir. Ne yapılması gerekiyorsa yapılacaktır.” diyen Erhürman, insan hakları konusunda mütekabiliyet anlayışına inanmadığını vurguladı.

Limasol’da yaşayan Kıbrıslı Türk çocukların eğitim hakkının da en az Karpaz’daki çocuklar kadar önemli olduğunun altını çizen Erhürman, “Onlar da bizim çocuklarımızdır ve bu konuda talepkâr olmaya devam edeceğim.” ifadelerini kullandı.

Erhürman, hem Karpaz hem de Limasol’daki Kıbrıslı Türk çocukların eğitim haklarının korunmasının, çözüm sürecinin önemli insani boyutlarından biri olduğunu kaydetti.

CEZA YASASI KONUSU

Ceza Yasası’nda yapılan değişikliklerin ifade özgürlüğünü kısıtladığı yönündeki eleştirilerin hatırlatıldığı soruya yanıt veren Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, konuyu yakından takip ettiğini söyledi.

Sürecin henüz tamamlanmadığını belirten Erhürman, düzenlemelerin Meclis komitesinden geçmesi gerektiğini, bu aşamada medya temsilcilerinin de komiteye çağrılmasının mümkün olduğunu ifade etti.

Komite sürecinde yapılacak olası değişikliklerin ve düzenlemenin Genel Kurul gündemine gelip gelmeyeceğinin görülmesi gerektiğini kaydeden Erhürman, sürecin tüm aşamalarının dikkatle izleneceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı olarak yasalar konusunda iki temel yetkisi bulunduğunu hatırlatan Erhürman, bunların yasayı Anayasa Mahkemesi’ne görüş almak üzere göndermek ya da Meclis’e iade etmek olduğunu belirterek, “Bu iki temel yetkim saklıdır.” dedi. Erhürman, toplumun tamamını ilgilendiren konularda sorumlulukla hareket edeceğini vurguladı.

"GÖRÜŞ AYRILIKLARI SORUN TEŞKİL ETMİYOR"

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’na ilişkin bir soruyu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Ertuğruloğlu’nun istikrarlı ve tutarlı bir çizgiye sahip olduğunu söyledi. Görüşlerinin hiçbir zaman örtüşmediğini ve bunu Meclis kürsüsünden de defalarca dile getirdiğini belirten Erhürman, “Ertuğruloğlu’nda sürpriz yoktur; kendi görüşünü açıkça ifade eder.” dedi.

Bu görüş ayrılıklarının kamuoyu tarafından da bilindiğini ve herhangi bir sorun yaratmadığını ifade eden Erhürman, Cumhuriyet Güvenlik Kurulu toplantısının ardından Ertuğruloğlu ile bir araya geldiklerini kaydederek, “Karşılıklı saygı çerçevesinde farklı görüşlerimizi dile getirmeye devam edeceğimizi konuştuk.” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı bürokrasisiyle bugüne kadar herhangi bir sorun yaşanmadığını da vurgulayan Erhürman, ihtiyaç duyduğu her konuda Bakanlıktan gerekli desteği aldığını söyledi. Erhürman, Ertuğruloğlu’nun görüşlerini açıkça ortaya koyduğunu belirtti.

"MUHTATTAP KIBRIS TÜRK LİDERLİĞİDİR"

Tufan Erhürman, Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’taki varlığı, olası rol değişiklikleri ve Ankara ile ilişkilerde “nüans” bulunduğu yönündeki değerlendirmelere ilişkin soruya da yanıt vererek, kendisi için esas olanın Türkiye Cumhuriyeti yetkilileriyle doğrudan yaptığı görüşmeler olduğunu söyledi.

Tahsin Ertuğruloğlu’nun açıklamalarını Türkiye’nin resmi görüşü olarak okumadığını belirten Erhürman, Ankara ile temasların sürdüğünü vurguladı. Rum lider Nikos Hristodoulidis’in bu başlıkları öne çıkarmasını kamuoyuna yönelik bir hamle olarak değerlendiren Erhürman, müzakere masasındaki muhatabın Kıbrıs Türk liderliği olduğunu ve bu rolün devre dışı bırakılmasına izin vermeyeceğini ifade etti.

Birleşmiş Milletler’in kolaylıkla devre dışı kalabilecek bir yapı olmadığını belirten Erhürman, bu yöndeki senaryoları spekülatif bulduğunu söyledi. Birleşmiş Milletler’e alternatif bir yapı oluşturulacağı iddialarına da değinen Erhürman, Amerika Birleşik Devletleri yetkilileriyle yaptığı temaslarda BM çizgisinden farklı bir yaklaşım görmediğini kaydetti.

Erhürman, mevcut uluslararası çerçevenin geçerliliğini koruduğunu ve değerlendirmelerini bu gerçeklik üzerinden yaptıklarını söyledi.

"GÜVEN YARATICI ÖNLEMLER OLMADAN SÜREÇ İLERLEMEZ

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin görev süresi ve sürecin bilinçli biçimde ağırdan alındığı yönündeki değerlendirmelere ilişkin bir soruyu yanıtlayan Tufan Erhürman, güven yaratıcı önlemler konusunda ilerleme sağlanması halinde sürecin hızla ileri taşınabileceğini söyledi.

Bu başlıklara ilişkin önerilerini uzun süre önce sunduklarını anımsatan Erhürman, somut ilerleme olmadan “5+1” formatına geçmenin doğru olmayacağını ifade etti. Bu yaklaşımın yalnızca kendilerine ait olmadığını belirten Erhürman, aynı görüşün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín Cuéllar tarafından da dile getirildiğini kaydetti.

Genel Sekreter’in görev süresinin 2026 sonunda tamamlanacağını hatırlatan Erhürman, ucu açık bir müzakere sürecinin bu takvime yetişeceğine dair herhangi bir garanti bulunmadığını vurguladı. Bu nedenle sürecin başında zaman sınırlaması ve kuralların net biçimde belirlenmesi gerektiğini söyledi.

Güven yaratıcı önlemler kapsamında New York sürecinden bu yana gündemde olan harita, geçiş noktaları, spor ve eğitim gibi başlıklarda neden ilerleme sağlanamadığının da açıklanması gerektiğini ifade eden Erhürman, sundukları somut önerilerin karşılık bulmadığını kaydetti.

Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerde “nüans” bulunduğu yönündeki yorumlara da değinen Erhürman, terminolojide farklılıklar olabileceğini ancak temel yaklaşımda örtüşme bulunduğunu söyledi.

Dört maddelik metodolojinin ilk maddesinin, Kıbrıs Rum tarafının siyasi eşitlik ve paylaşım konusundaki isteksizliğine odaklandığını belirten Erhürman, siyasi eşitliğin kabul edilmediği bir zeminde sürece girmenin geçmişte yaşanan hayal kırıklıklarını tekrar ettireceğini ifade etti.

Erhürman, amaçlarının müzakere edilecek oranları değil, “kategorik ret” ihtimalini baştan ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayarak, paylaşım iradesi ortaya konulmadığı sürece çözüm sürecinin ilerlemesinin mümkün olmayacağını kaydetti.

"SUÇLAYICI DEĞİL, ÇÖZÜM ODAKLIYIZ"

“Öneriler karşılık bulmazsa Cumhurbaşkanlığı nasıl bir tutum alacak?” sorusuna ise Erhürman, sürecin henüz başında olunduğunu ve karşılıklı suçlayıcı bir dil kullanmadıklarını vurguladı. “Biz öneriyoruz, reddediyorlar” şeklinde bir anlatı kurmadıklarını belirten Erhürman, Lefkoşa’da somut ilerleme sağlanmadan uluslararası bir toplantı formatına geçilemeyeceğinin netleştiğini söyledi.

Bu yaklaşımın yalnızca kendilerine ait olmadığını kaydeden Erhürman, Birleşmiş Milletler’in de Lefkoşa’da güven yaratıcı önlemler konusunda ilerleme olmadan “5+1” formatının anlamlı olmayacağını açıkça ifade ettiğini belirtti. Amaçlarının, güveni zedeleyen başlıklarda somut ve uygulanabilir adımlar atmak olduğunu vurguladı.

Geçiş noktaları, mülkiyet, spor ve eğitim gibi alanlarda farklı ve esnek öneriler sunduklarını ifade eden Erhürman, ara bölgeden geçecek uzun transit yollar gibi bazı önerilerin ise BM tarafından da uygun bulunmadığını kaydetti.

Sürecin sabır, soğukkanlılık ve kararlılık gerektirdiğini dile getiren Erhürman, Cumhurbaşkanlığı olarak şikâyet eden değil, çözüm üreten bir tutum benimsediklerini söyledi.

Dışarıdan bir çözüm dayatması olup olmayacağı yönündeki soruya da değinen Erhürman, Amerika Birleşik Devletleri dâhil hiçbir aktörün kendisini siyasi eşitlik ilkesinden vazgeçiremeyeceğini vurguladı. Siyasi eşitliğin Kıbrıs Türk halkının varoluşunu geleceğe taşıyan temel ilke olduğunu belirten Erhürman, bu ilkenin pazarlık konusu olmayacağını ifade etti.

Erhürman, sürecin “bittiği” ya da “tıkanmış” olduğu yönündeki değerlendirmelere katılmadığını belirterek, Lefkoşa’da ilerleme sağlandığı ölçüde uluslararası sürecin de önünün açılacağını kaydetti.

BM BARIŞ GÜCÜ VE SİYASİ DEĞERLENDİRMELER

BM Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılmasına ilişkin soruya ise Tufan Erhürman, bu konuların bugüne kadar olduğu gibi Dışişleri Bakanlığı üzerinden yürütüldüğünü söyledi.

Cumhurbaşkanlığı olarak ayrıca açıklama yapma gereği duymadıklarını belirten Erhürman, aynı konuda farklı kurumların eş zamanlı açıklamalar yapmasının devlet ciddiyetiyle bağdaşmadığını ifade etti. Bu sürecin Birleşmiş Milletler ve ara bölgeyle ilgili tüm başlıklarda Dışişleri Bakanlığı tarafından ele alındığını kaydetti.

Eşit egemenlik konusundaki görüşlerinin BM’ye resmen iletildiğini ve BM raporunun ekinde yayımlandığını anımsatan Erhürman, terminolojiye ilişkin tartışmaların farkında olduklarını ancak masadaki statünün net olduğunu vurguladı.

Rum lider Nikos Hristodoulidis’in olası tutumlarına ilişkin değerlendirmesinde ise, BM şemsiyesi altında masada dört devlet değil, iki liderlik ve üç garantör devlet bulunduğunu belirterek, “Masada iki lider oturur; çözümü konuşacaksak muhataplarımız birbirimiziz.” dedi.

Kıbrıs sorununun çözümünün yalnızca Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıslı Rumlara ve bölgeye de kazanç sağlayacağını ifade eden Erhürman, Güney Kıbrıs’ın son yıllarda izlediği askeri ve güvenlik politikalarının Rum toplumunda da endişe yarattığını söyledi. Kalıcı barışın ancak Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözümle mümkün olabileceğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığına vekâlet ve iç siyasete ilişkin soruya yanıtında ise Erhürman, bu konuları doğrudan Başbakan Ünal Üstel ile yapacağı görüşmede ele almayı tercih ettiğini belirtti.

Erken seçim tartışmalarına ilişkin olarak ise seçim tarihini belirleme yetkisinin Cumhurbaşkanlığı’na ait olmadığını ifade eden Erhürman, aralık ayında yerel yönetim, ocak ayında ise genel seçim öngören mevcut takvimin teknik ve mali açıdan rasyonel olmadığını söyledi. Bütçe süreci ve Türkiye ile imzalanacak ekonomik protokollerin de bu değerlendirmede dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

AB'NİN TUTUMU

Erhürman, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in adaya yaptığı ziyaretler ve Kuzey Kıbrıs’a geçmemesini ise, Avrupa Birliği’nin bu yaklaşımını “taraflı olmanın ötesinde tuhaf” olarak nitelendirdi.

Yaklaşık dört hafta önce Cumhurbaşkanlığı’nda AB Kıbrıs Özel Temsilcisi Johannes Hahn ile yemekli bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve bunun gizli olmadığını, fotoğraflarla da kamuoyuyla paylaşıldığını hatırlatan Erhürman, “Dört hafta önce bu binada yemekli toplantı yapılırken, dört hafta sonra von der Leyen’in ‘delikten bu tarafa bakması’ tuhaftır.” dedi. Bu durumu “delikten baktırma ritüeli” olarak tanımlayan Erhürman, bunu kabul edilebilir bulmadığını ve tepkisini gerekli kanallar aracılığıyla ilettiğini kaydetti.

LİDERLER 24 ŞUBAT'TA GÖRÜŞECEK

Liderlerin 24 Şubat’ta yapacağı görüşmeye ilişkin soruya yanıtında ise Erhürman, görüşmenin yapılacağı yerin henüz netleşmediğini, tarafların temsilcileri aracılığıyla yalnızca tarih konusunda mutabık kalındığını söyledi.

Bu görüşmenin, Birleşmiş Milletler temsilcisinin gelişine endeksli bir takvim anlayışının doğru olmadığını düşündükleri için önerildiğini belirten Erhürman, “O burada yokken de görüşebilmeliyiz.” dedi. Görüşmede özel bir gündem bulunmadığını kaydeden Erhürman, esas amacın Lefkoşa’da güven yaratıcı önlemler başlığında ilerleme sağlamak olduğunu ifade etti.

Güney Kıbrıs’ta artan güvenlik alarmı iddiaları ve kayıp patlayıcı haberlerine ilişkin soruya da yanıt veren Erhürman, konuların yakından takip edildiğini söyledi.

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün, Güney Kıbrıs’ı Türkiye’ye karşı güvenlik dengesi kurmak amacıyla farklı uluslararası ittifaklara yönelttiğini belirten Erhürman, bunun bölgedeki gerginlik ortamında yeni riskler yarattığını ifade etti. İsrail, ABD, Fransa ve Hindistan gibi aktörlerle kurulan ilişkilerin, Güney açısından bir “alarm ve risk” algısına dönüştüğünü kaydeden Erhürman, bu tür tercihlerle halkın riskli bir zemine sürüklenmemesi gerektiğini söyledi.

Erhürman, güvenliğe ilişkin egemenlik haklarının siyasi eşitlik temelinde ortak kullanılmasının önemine işaret ederek, Kıbrıs Türk tarafının iradesi devre dışı bırakılarak alınan güvenlik kararlarının Kuzey’i de risk altına sokabileceğini vurguladı.

"GÜVEN MASADA VE MASANIN DIŞINDA TEST EDİLİR"

Rum liderin kullandığı dile ilişkin bir soru üzerine Erhürman, bu konuyu son liderler görüşmesinde doğrudan muhatabına ilettiğini söyledi.

Tarih okumalarının toplumlara göre farklılık gösterebileceğini ancak insanların ve çocukların hayatını kaybettiği olaylar söz konusu olduğunda kullanılan dilin özel bir hassasiyet gerektirdiğini vurgulayan Erhürman, bu konularda aşılmaması gereken bir çizgi bulunduğunu ifade etti.

Yalnızca müzakere masasındaki söylemlerin değil, masanın dışında kullanılan dil ve sergilenen tutumların da güveni doğrudan etkilediğini belirten Erhürman, “Sadece masada değil, masanın dışında söylediklerimiz ve yaptıklarımızla da test edilmemiz gerekir.” dedi. Güven yaratıcı önlemlerin özünün güven olduğunu kaydeden Erhürman, güveni zedeleyen tutumların süreci olumsuz etkilediğini söyledi.

ERHÜRMAN, İCRAATLERİNİ DE SIRALADI

Cumhurbaşkanı Erhürman, göreve başladığı ilk günden itibaren çok sayıda diplomatik temas, görüşme ve ziyaret gerçekleştirdi. İlk 100 gün içerisinde altı büyükelçiyle görüşen Erhürman, Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını her platformda dile getirdi.

ÖNERİLEN 10 MADDELİK GÜVEN YARATICI ÖNLEM PAKETİ

“Bir de son konu olarak şuna değineyim. Hatırlarsınız seçimden önceki yüz gün programımızda aşağı yukarı 15-20 arasında burada çalışma birimi oluşturulacağını söylemiştik. 18 çalışma birimi halihazırda faaldir. Bunlardan bir tanesine ilişkin veri vereyim. Kamu yönetimini izleme ve yurttaş şikayetlerini değerlendirme birimi diye bir birim kurduk. Bu birime bugüne kadar 100 gün içerisinde çeşitli bakanlıklarla kamu kurumları ve dairelerle ilgili 119 talep veya şikayet geldi. Bunlardan 58’i olumlu sonuçlandı. Vatandaşların talepleri doğrultusunda sonuçlandı. 18 olumsuz sonuçlandı. Vatandaşlara taleplerinin neden yerine getirilemeyeceğini hukuken yerine getirilemeyecek talepler olduğu anlatıldı. 43 şikayet ise inceleme aşamasındadır. 100 günlük süre içerisinde cumhurbaşkanlığı vatandaşların başvurma olanağının olduğu bir yapı haline geldi ve başvurularının sonucunda dertlerine derman üretilebilen bir mekanizma da devreye girmiş oldu. 18 çalışma birimiyle ilgili ana hatlarını söyleyeyim. İki temel noktadan hareketle çalışıyor bu birimler. Farklı farklı görüşlerden insanlar var. Bunlar altını çiziyorum iki toplumlu komitelerin dışında sadece burada oluşturulmuş birimlerdir. İki toplumlu teknik komiteler de çalışmaya devam etmektedir. Onlar farklı, bunlar farklıdır. Burada iki amaç öne çıkıyor. Uzun süredir yapılmayan işler mesela AB ile ilişkiler Birimi, Mülkiyet Birimi, Kamu Diplomasisi Birimi gibi birimler aslında uluslararası alanda yapılması gereken işleri çalışan birimlerdir ve uzun süredir devrede değillerdir. Bir de Kültür Sanat, Kültürel miras Birimi gibi Cumhurbaşkanlığının 5 yıllık istikrarlı görev süresini kullanma amaçlı birimler var. Hükümetler değişebilir, bakan değişebilir, müdür değişebilir. Orta ve uzun vadeli planları ortaya koymanız mümkün olmayabilir. Seçim döneminde de bunu söylemiştim. Cumhurbaşkanlığının 5 yıllık görev süresi var. 100 günü gitti daha 4 yıl 8 ayımız var. 4 yıl 8 ay içerisinde bu alanlarda da orta ve uzun vadede planları önümüze koyarak bugünkü hükümetle bundan sonra gelecek hükümetle doğru diplomatik ilişkileri kurarak toplumumuzun önüne bir yeni dönem vizyonunu koyma ihtiyacından kaynaklı yapılardır. Cumhurbaşkanlığı daha bir Meclis veya hükümet çalışmalarına da dikkat edecek demiştik. Şu ana kadar 100 gün içerisinde DAÜ VYK’nın atanması konusunda hukuka uygun yapılması konusunda gerekli girişimler yapıldı. Bir uluslararası protokol Anayasa Mahkemesine görüş alınması için gönderildi. Üç dört gün önce Meclis’ten gelen bir yasa Meclis’te tekrar görüşülmek üzere Meclis’e geri iade edildi.”

Cumhurbaşkanı Erhürman tarafından sunulan 10 maddelik öneriler şunlar oldu:

  1. Karma evliliklerden doğan çocukların AB yurttaşlığı hakkı ve KKTC yurttaşlarının Güney’e geçişlerde yaşadığı sorunlar
  2. Metehan geçiş noktasında kabin sayısının artırılması
  3. Bostancı ve Derinya kapılarında seyrüsefer izni verilmesi
  4. 14 yaş altı çocuklar için dostluk maçları düzenlenmesi
  5. Kayıp Şahıslar Komitesi’ne iki liderin ortak ziyaret gerçekleştirmesi
  6. Mülkiyetle ilgili tutuklama ve yargılamaların yarattığı olumsuz ortamın giderilmesi
  7. Yeşil Hat Tüzüğü uygulamasındaki sıkıntıların çözülmesi
  8. Hellim konusunda Bureau Veritas Paris’in yetkilendirilmesi ve yeni teknik komite kurulması
  9. AB Uyum Komitesi’nin yeniden çalışmaya başlaması
  10. Metehan’daki ara bölge yol genişletme çalışmalarına iki liderin birlikte katılması

KURULAN ÇALIŞMA BİRİMLERİ

Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bugüne kadar şu birimler kuruldu:

  1. AB Yurttaşlığı ve Serbest Dolaşım Birimi
  2. Deniz Yetki Alanları ve Enerji Birimi
  3. İhracat ve Turizm Birimi
  4. Kültürel Miras Birimi
  5. Gençlik Koordinasyon Birimi
  6. Kamu Yönetimini İzleme ve Yurttaş Şikâyetlerini Değerlendirme Birimi
  7. Avrupa ile İlişkiler Birimi
  8. Siyasi Partiler Konseyi
  9. Eğitim Birimi
  10. Ekonomi Birimi
  11. Mülkiyet Birimi
  12. Çevre ve İklim Birimi
  13. Cumhuriyet Güvenlik Kurulu
  14. Kamu Diplomasisi Birimi
  15. Kültür ve Sanat Birimi
  16. Spor Birimi
  17. Görüşmelere Hazırlık Çalışmaları Birimi
  18. Teknik Komitelerin Koordinasyon Birimi
  19. Toplum Birliğinin ve Bütünlüğünün Sağlanması Birimi
  20. Anayasayı Koruma, Yasama Çalışmalarını İzleme ve Değerlendirme Birimi

"HER 100 GÜNDE BİR OLACAK ŞEKİLDE BU TOPLANTILAR GERÇEKLEŞTİRİLECEK"

Cumhurbaşkanı Erhürman, ilk 100 günün daha adil, daha güçlü ve daha umutlu bir gelecek için yürünecek yolun başlangıcı olduğunu vurgulayarak, görev süresi boyunca çocukların eşit, özgür, sağlıklı ve mutlu bir ülkede yaşamaları için çalışmayı sürdüreceğini ifade etti.

Erhürman son olarak, her 100 günde bir olacak şekilde basın toplantısı gerçekleştireceklerini de ifade ederek, bu şekilde toplantıların devam edeceğini ifade ederek "İkinci 100 günde yine biz burada olacağız. Sürekli aynı şeffaflığı aynı kamuoyu ile karşılıklı alışverişi sürdürmek istiyoruz. Basınla ilgili olarak da, Türkçe Cumhurbaşkanlığının sitesi vardı. İngilizcesi de devreye girdi. Kısa süre içerisinde Yunancası da devreye girecek. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Bu ülkede çözüm istiyorsak, Kıbrıs Rum halkı ile Kıbrıs Rum kanaat önderleri ile temas içerisinde olmamız gerekir. Hem kişisel temaslar hem de Yunanca olarak da onlara seslenme onlara karşı da şeffaf olma çabasını ortaya koyacağız" dedi.