Özlemişim...
Kardeş Ocağı, Salim Aziz Hotel, Mükerrem Hanımın tiyatro salonu yanında berber Tev(y)fik, KOP’taki temsilcimiz eczacı Memduh Asaf, kasap Naim Bey, ses sanatçıları Ahmet Becerikli, Nadide ve Altıparmak’ın “ruhunda hicranını söyletme hikâyesi’nin aktif olduğu yılları öyle hayal ve de meyal hatırlarım. Hayal ve de buna bağlı özlem bu ya, dünya şairi Nâzım adaş bi’sohbette; “Özlemin azı çoğu olmaz. Ağırdır işte” demiş. İşte herkes gibi bizim de ağır özlemlerimiz var. Mâlum, herkesin yaşamında bir eksikliği giderme hissi veya bir ulaşılana tekrardan ulaşma hissi vardır. Kimimiz madde özlemi, kimimiz ise mâneviyat özlemi içerisinde yanar tutuşuruz. Nâçizane kulunuz bendenizin de bir takım ‘mekân’ ve de ‘mekân merkezli yeme-içme’ özlemleri var. Neler mi? Şöyle ki;
* Kahve tadındaki Büyük Han’da salına salına sinsice yürümeyi özlemişim,
* Çarşı’daki Bereket’ten pastırmalı yemeyi özlemişim bereket versin,
* Galadari ayranına bitmişim,
* Bakkal Naim Efendi’ye peder bey adına veresiye yazdırmayı özlemişim,
* Bedava girişli 6,5 mil denizini özlemişim,
* Kırsalda bülbül sesiyle bülbül’e ağ atmayı özlemişim,
* Islak zeminli bir tepede ATV’ye yan vermeyi özlemişim,
* Motosikletimle Kantara’ya tırmanmayı özlemişim,
* Bisikletimle Beşparmaklar’a meydan okumayı özlemişim,
* Karpaz Sahil’de ateş yakmayı özlemişim,
* Ağaç dallarına mikşa kurmayı çok özlemişim,
* Çayırdan bozma alanlardaki mahalle maçlarını özlemişim,
* Çağlayan’daki bayram yerini özlemişim,
* Yine o bölgedeki açık hava sinemalarını özlemişim,
* Şevki Fidel Yoldaş’la dükkan önü acı bir kahve içmeyi özlemişim,
* Minnoş’un çöreği ve ekmek kadayıfını özlemişim,
* Bisiklet tamircisi Köse Dayı’yı özlemişim,
* Anibal’ın şeftalisini özlemişim,
* Ortaköy Fırını’nın taze fıstık içini özlemişim,
* Ağırdağ’daki Selçuğun Meyhanesi’ni özlemişim,
* Asaf Dayı’nın kahvehanesinde Nazım dedemin adına veresyi yazdırmayı özlemişim,
* Ciğerci Ahmet’te az kara, beyaz ve pencevüşlü ciğer yemeyi özlemişim,
* Budak’taki çilekli dondurmayı özlemişim,
* Londra Pastanesi’ndeki şarlotu götürmeyi çok özlemişim,
* Postane arkası humus çorbasını özlemişim,
* Ortaköy’deki Akar Gazinosu’nu çok özlemişim,
* Kardeşim Cevdet’le takıldığımız açık hava diskolarını çok özlemişim,
* Yeşilırmak’taki çilek tarlalarında uçurtma uçurmayı özlemişim,
* Elye’nin endüstriyel olmayan karpuzunu özlemişim,
* Çatoz’un hellimini özlemişim,
* Girne’nin temiz ve de dingin yat limanını çok özlemişim,
* Ankara’nın Sakarya’sında gözleme yemeyi, ordan da Tunalı’ya akmayı özlemişim,
* Ankara Kuğulu Park’ta kuğulara ekmek atmayı özlemişim,
* Tek yumurtaya üç ev arkadaşı olarak ekmek banmayı özlemişim,
* Annemin mis kokan nevresimlerini özlemişim,
* Basketbol alt yapı antrenörlüğümü özlemişim,
* Peder Bey’in organize ettiği bisiklet yarışlarını hakem arabasından izlemeyi özlemişim,
* Oyna GG’li kupa finallerini özlemişim,
* Şu anda tanımlanamayan ‘forma aşkı’ ile futbol oynayan futbolcuları izlemeyi özlemişim. “Bana ne be senin özlemlerinden” veya “hasbanı ye” diyebilirsin değerli okuyucum. Haklısın. Özlemle...