Güneydoğu’da operasyonların tamamlanmasının ardından uygulanacak toplumsal ve sosyal rehabilitasyon çalışmalarının yürütülmesi konusunda sorumluluğun Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’e verilmesi malum çevrelerde eleştirilerek HDP tarafından mesnetsiz iddialar ortaya atılmaktadır..

80’li yıllarda güç kazanan PKK terör örgütünün TBMM’deki temsilcisi HDP’nin bu durumdan hoşnut olmadığını görmek doğal olarak hiç kimseyi şaşırtmamıştır.

Yıllardır silah deposu haline getirdikleri Güneydoğu’yu hendeklerle, çukurlarla, patlayıcı tuzaklarıyla yaşanmaz hale getiren, PKK militanlarının hamiliğini yürüten HDP milletvekilleri, bu bölgede işlenmiş ne kadar faili meçhul cinayet varsa, hepsinde suç ortağıdır.

Dokunulmazlık zırhını  kaybedince birer ikişer ülkeyi terkeden HDP milletvekillerinin bu çırpınışları, bölgede insanca bir yaşam sürmeyi özleyen Kürt vatandaşlar için gerçek kurtuluşun işaretlerini vermektedir.

HDP’nin PKK militanlarını beslediği, silahlanıp eylem yapmalarına yardım ve yataklık ettiği su götürmez bir gerçektir.

Elbette bu terör çalışmaları kendiliğinden olacak bir iş değildir.

Doğu illerinde yapılanıp silahlı saldırılarla halkı kışkırtma çalışmalarının arkasında farklı ülkelerin bulunduğu da iyi bilinmektedir.

Son 10 yıl içinde Orta-Doğu ülkelerinde “Arap Baharı” adı altında sahnelenen oyunlar günümüzde neredeyse iyice kontrolden çıkmış, önü alınamaz bir hale gelmiştir.

Bütün bu gerçekler ortadayken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiç bir şey yapmadan eli-kolu bağlı beklemesi elbette düşünülemezdi.

Biz, sayın Türkeş’in böyle önemli bir göreve getirilmesinden büyük memnuniyet duymaktayız.

Sayın Türkeş’in “Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere söylediğimiz bir şey var; PKK bir terör örgütüdür. Bunda bir tereddüt yok, ABD de kabul ediyor. Ancak PYD, YPD gibi unsurların PKK'nın değişik unsurlarla devamı olduğu konusunda dostlarımız işi ağırdan alıyor. Bu, Türkiye'de masum insanların, güvenlik kuvvetlerinin hayatına kast eden bu silahların nasıl terör örgütüne geçtiğini gösteriyor” açıklaması, Türkiye’nin bu konu üzerinde kararlılığını ortaya koymakta, masum Kürt vatandaşların çektiği çilenin sona erdirilmesi için gerçekçi politikaların hayata geçirileceğine dair işaretler vermektedir.

Görevi aldıktan sonra gazetecilerin “Kürtlerden tepki alıp almayacağı” konusundaki soruya Türkeş’in “Hayır, niye olsun? Türkeş ismi o bölgede ancak barışın teminatı olur” diye cevap vermesi, “Ben de onlar kadar kürdüm” demesi, bu ülkede ayrımcılık üzerinden siyaset yapmaya çalışanlara ciddi bir uyarı niteliğindedir.

“Bize bölgede bir hüsnü kabul zaten var. Bingöl ’den, Şanlıurfa’ya, Diyarbakır’a uzanan dünya kadar tanıdığım var” diyerek Türkiye topraklarında Kürtlerle temelde ayrım olmadığını da ortaya koyan sayın Türkeş’in, tıpkı babası Alparslan Türkeş gibi “Onlar ne dek Kürtse ben de o kadar Kürdüm” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin insanlara eşit ve adaletle davranan bir şekilde yönetildiği sürece bir sorun yaşanmayacağına işaret etmiştir.

Sayın Türkeş’in mevcut görevlerine ek olarak kendisine verilen bu görevi de layıkıyla yerine getireceği kuşkusuzdur.

Dış güçlerin maşası olan Demirtaş ve yandaşlarının bu konuda yaptıkları açıklamaların hiç bir hükmü yoktur.