Malum çevreler, Türk Barış Harekâtını lekelemeye, halkın gözünde değişik göstermeye, hatta yanlış anlamlar çıkararak takdim etmeye çalışırlar. 

   Her tür düşünceye saygımız olduğunu bir kez daha vurgularken, birinci ve ikinci barış harekâtlarının getirilerini de göz ardı etmemek gerektiği inancındayız. Zaten Barış Harekâtının nedenleri, gerekçeleri tarih sayfalarına geçmiş bulunuyor. 

   Bir defa, İkinci Barış Harekâtı olmasaydı, ne Yunanistan’da, ne de Kıbrıs’ta faşizme ‘dur’ denilebilirdi…

   Zaten başımıza ne geldiyse, o dönemde Yunanistan’daki faşizmden ve onun Kıbrıs’taki uzantılarından gelmedi mi?.. Yalnız bizim başımıza değil, Rumların da!..

   20 Temmuz Barış Harekâtı’nın 3’üncü günü, yani 23 Temmuz’da Yunanistan’da meşhur ‘Albaylar Cuntası’ devrilmiş ve demokrasiye geçiş süreci başlamıştı…

Cunta tarafından sürgüne gönderilen ve uzun bir süre Fransa’nın başkenti Paris’te sürgün hayatı yaşayan Konstantin Karamanlis Atina’ya dönerek, Yunanistan’da tekrar demokrasiye geçişi sağlar ve yeni bir hükümet kurulur. 

   Aynı zamanda Kıbrıs’ta da Cunta’nın uzantısı olan ve Makarios’a karşı darbenin gerçekleştirilmesinde başrolü oynayan ünlü EOKA’cı Nikos Sampson da, cumhurbaşkanlığı koltuğundan uzaklaştırılarak, yerine tanınmış Rum politikacılardan Glafkos Kliridis getirilir. 

   Bu iki tarihi olay bile, gerek Yunanistan’da, gerekse Kıbrıs’ta faşizmi neyin sildiği, yerine demokrasiyi de neyin getirdiğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kanıtıdır, belgesidir. Barış Harekâtı, adada bir faciayı engellemiş, barış ve huzuru getirmiştir. 


   Eğer Cenevre görüşmelerinde Rum tarafı uzlaşmazlığı bir yana bırakır ve anlaşmaya olumlu yaklaşmış olsaydı, boşuna kan akmayacaktı… Garantör ülkelerin imzaladığı anlaşmaya göre Adada iki otonom yönetimin varlığı kabul edılmişti. Buna göre Rum ordusu işgal ettiği bölgelerden çekilecek, karma köylerin güvenliğini de BM Barış Gücü sağlayacaktı…

   Türkiye kanadı, öncelikle Rumların işgal ettiği köylerden çekilmesinde ısrar ediyor ve yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğunu masaya koyuyordu. Ayrıca iki kesimli bir federasyon kurulmasını ve Türklere yüzde 34 dolayında toprak bırakılmasını önermiş, Rum ve Yunan tarafı ise bu teklifleri reddetmişlerdi…

   İkinci Barış Harekatı 14 Ağustos sabahı başlamış ve birkaç gün içinde tamamlanmıştı… 39 yıl önce bu harekât sonucu oluşturulan sınırlar içinde yaşıyoruz. Türkler de, Rumlar da!..

   O günleri anımsayanlar toplumun kaçta kaçıdır?.. Aradan 39 yıl geçmiş, o günlerde doğanlar 40’a merdiven dayamışlardır
. 

   Kıbrıs’ta bir dönemin kapanması, yeni bir dönemin başlamasını sağlayan Barış Harekatıyla birlikte bu adada çok şey6ler değişmiş, Kıbrıslı Türklerin adada en az Rumlar kadar hak sahibi olduğu dünyaya bir kez daha duyurulmuştur. 
   Faşist bir darbeyle koltuğundan olan zamanın ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ Başpiskopos Makarios, BM Güvenlik Konseyi kürsüsünden garantör ülkelere ve özellikle Türkiye’ye müdahale etme çağrısında bulunmuş, ‘daha ne duruyorsunuz?’ diyerek sitem etmişti…

   İşte Kıbrıs Barış Harekâtı öyle bir harekâttı. 

  Bizler, o günlerde ‘Savaş muhabiri’ olarak görev yaptık. Basın mensupları arasında da şehit ve gazi olanlar vardı. Paçayı kurtaranlardan olduk. 

   Atlılar’daki toplu katliamı ortaya çıkardığımızda, nelerle karşılaştığımızı, ne acılar çekildiğini gördük. Atlılar, Muratağa ve Sandallar’a girdiğimizde sadece canlı üç Türk vardı… İkisi oldukça yaşlı, yatalak karı-kocaydı. Onları öldürmemişlerdi. Zaten çok yaşlıydılar ve olup bitenlerden haberleri yoktu. Konuşamazlardı da!..

Üçüncü Türk’ü zar zor ikna ederek kafilenin yanına getirdik ve toplu katliamların gerçeğini ondan öğrendik.

Beraber olay yerine giderek küreklerle kazmaya başladık. Gerisini anlatmak istemiyorum. Cereyan eden olaylar her yıldönümünde gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçiyor. Acısıyla ve tatlısıyla…

   O dönemde Çıkarma Komutanı merhum Orgeneral Nurettin Ersin, öteki komutanlar merhum General Osman Fazıl Polat Paşa ile görüşme olanağı bulduk. Bu arada yine o günlerin unutulmaz komutanlarından merhum General Bedrettin Demirel ile Girne’de Ziraat Bankası’nın ilk şubesinin açılış töreninde beraberdik. Zamanın Belediye Başkanı merhum Sabri Tahir Girneli idi…

   Velhasıl o dönemlerde yaşananlar bir nevi ‘can pazarı’ydı… 

   O günlerden bu yana ne bir çatışma oldu bu ülkede, ne de birinin burnu kanadı. Bunu da kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri ve Güvenlik Kuvvetleri’ne, TMT’ye ve mücahitlerimize borçluyuz. Onlar sayesinde 39 yıldan beri adada barış içinde yaşanmaktadır. Yine de adil,

kalıcı ve barışçı, her iki toplumun da huzur içinde yaşayacağı, birinin diğerine hükmedemeyeceği bir çözümden yana olduğumuzu bu vesile ile bir kez daha tekrarlarız. 

   Böyle bir günde tüm şehitlerimizi saygıyla anar, hayatta olan gazilerimizi selamlarız.