Deveye ‘Neren eğri’ diye sorduklarında,  “nerem doğru?..” deyivermiş…


   Bizim KKTC’de de laf çok, icraat yok. Bol bol laf üretiyoruz. İşimiz gücümüz hep şov, hep gösteriş…


   İnşallah gelecek olan hükümet, artık şovlardan, gösterişlerden uzak, laf üretme yerine iş yapar da, bu memleket hayır eder, hayır yüzü görür. 


   Bir bayramı daha geride bıraktık. Bir de pazar eklenince oldu mu dört gün…

 
   Sanki de bu dört gün boyunca sınır kapılarımızı turistlere kapattık, “Biz bayramı kutluyoruz, sakın ola gelmeyin” dedik. 


   Turist bayram, seyran tanımaz. Para verip de geldiği ülkenin sadece tarihi ve turistik yerlerini değil, her tarafı gezmek ister.

Sen bayramda isen dahi, özellikle yabancı turiste bu olanağı vermelisin, bu durumu düşünmelisin.

 
   Ama bizde öyle ince düşünce ne gezer. “Gelmesin, görmesin kardeşim” düşüncesi hemen ön plana çıkar. 


   Kamu görevi yaparmış gibi birçok tarihi ve turistik yerler kapalı. Görevliler de tatilde.


   Memleket ister tanınsın, ister tanınmasın; kimin umurunda?.. 


   Hal böyle olunca da çirkinliklerin tanıtılmasına kendimiz fırsat vermiyor, olanak sağlamıyor muyuz?..


   Bildiğimiz kadarıyla Başkent Lefkoşa’da belediyeye ait üç adet tuvalet var. Hepsi de birbirinden antika. 


   Biri İnönü Meydanı’nda, öteki Merkezi Postane’nin arkasında, bir diğeri de Lokmacı Kapısı’na uzanan İplik Pazarı Sokağı’nda…

 
   Bayram veya pazar günü ya; tümü de kapalı. Lokmacı’da seyyar tuvalet vardı, ne alemde olduğunu bilmiyoruz. Ancak Girne Kapısı’nda, İnönü Meydanı’nda gezen bir turist için oradaki tuvaletin ne yararı olabilir ki!..


   Kaldı ki, açık olduğunda bile oradaki görevli ‘Küçük 1 lira, büyük 2 lira’ diye turiste bildirim yapar. Daha içeri girmeden… Üstüne mi yapacak, altına mı kaçıracak, onu düşünmeden…


   Bir de karşı tarafa bakacak olursak hicap duymamak elde değil. Orada çişini yapan turistten para alınmadığı gibi, görevli de yok. Tuvalet dediğin kendi kendini idare eder. Sabah belediye görevlisi gelerek, eksiklikleri giderir ve yoluna devam eder. Buradaki gibi başına bir nöbetçi dikmez. 


   Her tarafı tertemiz pırıl pırıl yapar ve gider. Turiste hizmet ancak böyle olabilir. 


   Kaldı ki komşuda belirli bölgelerde seyyar tuvaletler de var. 


Kısacası herifler her şeyi olduğu gibi, bu işleri de iyi biliyorlar. 


   Mesele basit gibi görünür, ama son derece önemli. Çünkü dün kaç tane yabancı turist İnönü Meydanı’nda bulunan esnafa dert yanmış, lokantaların, esnafların tuvaletlerini kullanmak zorunda kalmışlar…


   Yabancı ülkelerde böyle bir keyfilik, böyle bir maskaralık yoktur. Turist rahatlık ister, kendi anlayışına ters düşen şeyler oldu mu da, not eder ve ülkesine gittiğinde anlatır. Güzellikleri gördü mü, güzellikleri; çirkinlikleri gördü mü de çirkinlikleri aktarır. 


   Bir yanda turizmde iddialı olduğumuzu söylerken, bir yanda da gereğini yerine getirmekten kaçınıyoruz. Bu da, geri kalan ülkelere mahsustur. Eğer ülkenin sadece çirkinliklerini gözler önüne seriyorsak, turizmdeki iddiamız nerde kalır?.. 


   Eğer yapamıyor, bazı şeylerin üstesinden gelemiyorsanız, verin özele gitsin. O zaman neyin nasıl çalıştığı ve çalıştırıldığını, yapıldığını görürsünüz…
   İstediğiniz kadar konuksever olunuz, eksiklikleri gidermedikten sonra neye yarar?.. 

 


   Örneğin Lefkoşa’nın Türk kesimine gelen turist, avuç içi kadar bölgede neyin, nerede olduğunu bilmelidir. 


   Böyle bir olanağı sağlamadıktan, bayramda, seyranda, hafta sonları görülebilecek yerler kilit altında olursa, tuvaletler kapalı olursa, turist güzellikler yerine, çirkinlikleri görecek değil mi?..


   Sonuçta; ülkede bir ‘çiş’ işini bile halledemedikten sonra, diğer sorunlar hakkında ne diyebiliriz?..