Avrupa Menopoz ve Andropoz Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Tamer Erel bu dönemde başlatılan östrojen tedavisinin koroner kalp hastalığı riskini azalttığını, damar sağlığını desteklediğini ve tüm nedenlere bağlı ölümleri düşürdüğünü söyledi.
Bilimin Işığında Menopoz Zirvesi’nde mesele A’dan Z’ye tüm yönleriyle ele alındı. Hekimlerin yanı sıra konuya ilgi duyan kadınların (tek tük de olsa erkeklerin) katıldığı iki günlük zirvede Erel, Diken’in sorularını yanıtladı.
Östrojen sadece cinsiyetle ilgili bir hormon değil. Kadınları kalp ve damar hastalıklarından koruyan önemli bir faktör. Bu sebeple koroner kalp hastalığı kadınlarda erkeklere kıyasla 10 yıl daha geç ortaya çıkıyor. Ancak menopozla birlikte östrojen avantajı ortadan kalktığı için, kadınlarda da kalp ve damar hastalıkları bir numaralı ölüm nedeni oluyor.
Ne kadar erken, o kadar iyi
Bu nedenle menopoz tedavisinde 60 yaşına kadar olan yaklaşık 10 yıllık altın zaman bir fırsat penceresi olarak görülüyor.
Kadınların kalan ömürlerini sağlıklı, çalışarak ve hayattan kopmadan geçirmek istediklerini vurgulayan Erel şöyle konuştu:
“Dolayısıyla menopozdan sonraki 50 ile 60 yaş arasındaki 10 yıllık bölüm çok önemli. Çünkü bütün kronik hastalıklar hep bu dönemde çıkıyor. Ancak ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi. Plaklar damarlara yerleştikten sonra östrojen almaksa pıhtılaşma riskini artırıyor.”
Erel ayrıca önemli bir noktayı da vurguladı: “Hormon tedavisini kronik hastalıkların tedavisi için değil, menopozun ateş basması, terleme, duygusal değişiklikler, uykusuzluk, vajinal kuruluk, idrar problemleri, sık idrar yolu enfeksiyonları, osteoporoz için veriyoruz. Hormon tedavisiyle kronik hastalıkların birçoğunu da önleyebiliriz. Çünkü östrojen bir anti-inflamatuar hormon. İnflamasyon kronik hastalıkların ve yaşlanmanın en önemli etkeni. Hele hele sessiz inflamasyon.”
Kalp damar sağlığına katkısı var
Bu, menopoza giren her kadının hormon tedavisine uygun olduğu ya da alması gerektiği anlamına da gelmiyor. Erel, çok yönlü değerlendirmeden sonra karar verildiğini söyledi: “Tedaviyi verebileceğimiz gruba vermemek ihanet gibi.”
Erel, kadınlardaki koroner hastalık seyrinin atipik olabileceğini belirtti. Kadınlarda mikro-damar sorunları daha yaygın. Kalp krizi belirtileri de farklı. Bu sebeple dikkatten kaçması mümkün. Kalp krizi geçiren kadınlarda ölüm oranının erkeklere göre daha yüksek olduğunu söyleyen Erel, şöyle devam etti:
“Çünkü erkeklerde koroner damarlar tıkanıyor. Belirti veriyor ve o erkek gidiyor, stentini koyduruyor. Kadınlarda öyle değil. Koronerlerden sonra gelen ufak damarlar var ve onlar birbirleriyle ağızlaşıyorlar.
İşte problem o ağızlaşmalarda oluyor. Kadınlar da genellikle ‘spazm geçer şimdi’ diyor. Mikrovasküler kanlanmada bozukluk olduğu zaman, koroner damar tıkanıyor.”
Sıcak basması, terleme erken uyarı sistemi
Menopozdaki en büyük sıkıntıysa sık ve inatçı vazomotor belirtiler. Yani sıcak basması, terleme. Erel bunun sadece bir yaşam kalitesi sorunu olmadığını da vurguladı:
“Bunlar aynı zamanda erken uyarı sistemi. Ne kadar şiddetliyse kronik hastalıklar o kadar fazla görülüyor. Damardaki endotel fonksiyon bozukluğunun ve koroner damarlar hastalıkları riskinin ilk belirtileri olabiliyor.”
Yaş, obezite, sigara, kilo, diyabet gibi risk faktörleri malum. Ancak kadınların üremeyle ilgili yaşadığı sorunlar kalp ve damar sağlığıyla doğrudan bağlantılı. Gebelik komplikasyonları (gebelik diyabeti, erken doğum, preeklampsi (gebelikte yüksek tansiyon ve organ etkilenmesi), endometriozis (çikolata kisti), hormonal sendromlar (polikistik over) sık görülenler. Erel metabolik yağlı karaciğer hastalığı, erken menopoz (cerrahi sebepler dahil), bel çevresinde yağlanmanın ve gizli böbrek yetmezliğinin de tabloda etkili olduğunu belirtti ve ekledi:
“Biyografiniz, biyolojinizdir. Kadınların geçmişte bazı hastalıkları eğer varsa bizim daha da dikkatli olmamız lazım. Mesela polikistik over sendromu olan kadınlar hele kilosu da varsa koroner kalp hastalığı için bir aday.
Endometriozisi olan kadınlarda inflamasyon fazla. Kalpte de aynı inflamasyonu yapıyor. Bu hanımlara özel önem göstermemiz Lazım.
Östrojen tedavisinden önce bir takım tetkiklerle damarları görmek ve tedaviyi ona göre planlamak mümkün.”
Yüzde 80’i şiddetli yaşıyor
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Egemen Koyuncu, kadınların yüzde 80’inin menopoz belirtilerini çok şiddetli yaşadığını söyledi: “Yüzde 15’inde 69 yaşına kadar belirtiler devam ediyor. Ortalama 5-6 yılda gibi bitiyor. Bu atlatılabilir, azaltılabilir aslında. Bilişsel terapi, nefes terapisi yapılır, aktif sporla (özellikle kas egzersizleriyle) giderilebilir. Pek çok yolu var. Ama hormon tedavisi başka kronik hastalıklardan koruduğu için önemli.”
Hormon tedavisinin mucize olmadığını, yaşamın tümünü “olağanüstü düzeye” çıkaramayacağını ifade eden Koyuncu, “Hormon tedavisi anti-aging amacıyla kullanılamaz. Yaşam biçimi değişiklikleri olmadan hormonun etkileri kısıtlı” dedi.
Yepyeni bakış açısı
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Ebru Alper de hormonun veriliş yolu ve tiplerinin değiştiğini ve daha güvenli hale getirildiğini belirtti: “Oral form östrojenlere jeller, bantlar eklendi. Bu karaciğerden ilk geçiş etkisini ortadan kaldırdı. Böylece riskli gruplarda, düşük riskli tedavilerin başlanması gündeme geldi. Şu anda yepyeni bir bakış açısıyla menopozu değerlendirebiliyoruz.
Rahmi korumak için östrojenle birlikte mutlaka progesteron da kullanıyoruz. Bazı progesteronlar damar problemlerini arttırabiliyor. Daha çok mikronize progesteron (doğala yakın) veya didrogesteron (sentetik) kullanıyoruz.”