DAVUTOĞLU TÜRKİYE İÇİN SON ŞANSTIR…

Geçtiğimiz gün sanal ortamda, Davutoğlu’nun AK Parti Genel Başkanlığını ve Başbakanlığını değerlendirirken; “Ben her şeye rağmen Sayın Davutoğlu’na güveniyorum. “Stratejik Derinlik” gibi bir başucu kitabının yazarına son bir şans verilmesinden yanayım…” demiştim.

Bu mesajıma oldukça değişik yorumlar ve sert tenkitler geldi.

Tenkit edenlerin çoğunluğu; “Davutoğlu’nun dış politikada çuvalladığını, komşularla sıfır sorun diye yola çıkan bu adamın, bütün komşuları ile sorunlu bir Türkiye yarattığını, böyle birisinin Başbakanlığında Türkiye’yi bekleyen akıbetten korktuklarını…” belirttiler özetle.

Ben de onlara şu cevabı verdim; “Doğrudur. Türkiye bugün dış politikada büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor ve yalnızları oynuyor. Türkiye’nin bu duruma Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olduğu bir dönemde düştüğü de bir gerçek. Ben, bu dönemin tek başına Davuoğlu’na fatura edilmesini haksızlık olarak görürüm. Özellikle son dönemde Türk Dış Politikasını Sayın Erdoğan yürüttü. Şimdi Davutoğlu’nun eline ilk defa eline altın bir fırsat geçti. Ya Türkiye’yi hem ekonomik hem siyasi hem de coğrafi açıdan büyütür veya ardında bölünmüş ve prestiji yerlerde sürünen zayıf ve küçük bir Türkiye bırakarak tarihte Damat Ferit’in yanındaki yerini alır.”

Ben, Onun Türkiye’yi düştüğü yerden kaldırabileceğini düşünüyorum.

Zaten Onun alternatiflerini düşündüğümüzde ondan başka güvenecek birinin olmadığını da görüyor ve umudumu yaşatmak istiyorum.

Öte yandan Davutoğlu, gökten zembille inmiş bir akademisyen değil.

O, bulunduğu noktaya dış güçlerin tayini ile değil, hak ederek geldi.

Davutoğlu Türk fikir hayatına, 1992-93 yıllarında yayınlanan “İzlenim” isimli dergide yazdığı yazılarla girmişti. 12 Eylülün izlerinin yavaş yavaş silindiği günlerdi. Silahlı kavga yerini fikir mücadelesine bırakmıştı.

“İzlenim” her ne kadar siyasi İslamcıların yayın organı idiyse de, bizim gibi “Milliyetçi-Muhafazakar kesimin de takip ettiği bir yayın organı idi.

Gazeteci Ahmet Hakan’ın da işaret ettiği gibi gerçekten müthiş yazılar yazıyordu orada.

Siyasi İslamcılarla bizim gibi Milliyetçi- Muhafazakârların arasında kıyasıya bir rekabetin yaşandığı o dönemde, Davutoğlu gibi bir entelektüele sahip oldukları için o camiayı kıskanıyorduk.

Davutoğlu, klasik bir siyasi İslamcı değildi. O, yazılarında hem İslamcı düşünceyi derinliğine işliyor, hem de Osmanlı hinterlandını yeniden ihya edecek perspektifler çiziyordu bizlere.

Ezberimizi bozuyordu Davutoğlu.

Ve nihayet 2001de Davutoğlu’nun muhteşem şaheseri “Stratejik Derinlik” isimli kitabı yayınlanınca benim gibi binlerce insan bu kitabı bir solukta okumuş ve kısa sürede başucu kitabı yapıvermişti.

AK Parti’nin ilk Başbakan’ı Abdullah Gül, onu danışmanlığa getirdiğinde Milliyetçi, Muhafazakâr ve İslamcı kesim ortak bir duygu ile “Oh” çekmişti.

Annan Planı döneminde çok da etkili olamamıştı Davutoğlu. Ama sonraki yıllarda Türk Dış politikasında etkinliği arttı. Derken Dışişleri Bakanı oldu. “Komşularla sıfır sorun” politikası onun eseri idi. Başlangıçta tuttu bu politika. Birçok ülke ile vizeler kaldırıldı. En büyük sorunlu ülke olan Suriye ile nerdeyse sınırların kaldırılması aşamasına gelindi. Gürcistan’a kimlik kartı ile girilebilecek yakınlık sağlandı. Türk Cumhuriyetleri ve İslam ülkeleri ile ilişkiler realize edilmişti.

İşte tam o sıralarda Başbakan Erdoğan dış politikayı kendine hobi edindi. “Van Minut” olayı Ona dış politikanın nasıl iç iç politik malzeme haline getirilebileceğini öğretmişti. Türk Dış Politikasını hallaç pamuğu gibi attı Erdoğan. Davutoğlu ise kırılıp dökülenleri toplamaya çalıştı. Tersi bir politika da izleyip istifada edebilirdi. Ama yapmadı.

Bana göre, “Stratejik Derinlik” kitabının yazarı son derece stratejik bir politika izledi ve bugünleri bekledi.

Ne olacağını birlikte göreceğiz.

Kim ne derse desin Davutoğlu bir miktar zaman avansını hak ediyor…