VATANDAŞLIK KONUSUNA SOLCU-IRKÇI YAKLAŞIM KABULLENİLEMEZ. AMMA...





KKTC de yeni vatandaşlıklar konuşulduğunda solcu kardeşlerimiz, dünyanın en ırkçı bakış açısı ile bu olaya yaklaşır ve “Muz Cumhuriyeti” dedikleri bu Devletin vatandaşlığına büyük bir kıskançlıkla sahiplenirler.
 
Güneyde yapılan ve Ada’nın nüfus yapısını Rumların lehine bozan yeni vatandaşlıklarla ilgili tek bie kelam etmezler de burada yapılan vatandaşlıkları AB’nin ve diğer uluslararası kurumların gündemine getirmeyi bir görev ad ederler kendilerine.
 
Onların yüzünden bu konuyu sağlıklı bir şekilde tartışma imkanıda ortadan kalkmaktadır.
 
Oysa bu mesele ciddi bir meseledir ve iç politika malzemesi yapılmamalıdır.
 
Biz bu konudaki görüşlerimizi daha önce kamuoyu ile paylaşmıştık. Ama aşağıdaki bilgileri bir kez daha kamuoyunun gündemine getirmeyi bir boç biliyorum.
 
KKTC’de nüfus ve vatandaşlık politikasını konuşurken, öncelikle 1878’den itibaren Ada’dan dışarıya yani Türkiye’ye ve diğer ülkelere yapılan Türk göçü ile başlamalıyız konuya.
 
1831’de yapılan nüfus sayımına göre; Ada’nın %66’sı Rum, %34’ü Türktü. Yani Türklerle Rumların arasındaki 3/1 oranı, 150 yıl sene önce ihdas edilmiş bir orandı. Bu oran 1878’e kadar pek değişmedi.
 
Kıbrıs’ın 1878’de İngilizlerin eline geçmesi ile birlikte Ada’daki Türk nüfusunun boşaltılması  için sistemli bir kampanyası uygulanmıştı. Bunun neticesinde 1938’e gelindiğinde Ada’daki Türk nüfusunun oranı %17’ye düşmüştü. Başka bir deyişle Ada’daki Türk nüfusu yarı yarıya azalamış ve göç eden Türklerin çok büyük kısmı Anadoluya, yani atalarının geldiği coğrafyaya dönmüşlerdi.
 
Sadece Lozan anlaşmasına dayanarak 1914-1916 yılları arasında Türkiye vatandaşlığını kabul eden Kıbrıs’lı Türklerin sayısı 9.327 kişidir. 1911’de Adadaki Kıbrıslı Türklerin sayısının 46.000 olduğu gözönünde bulunudurulursa, denebilir kii ortalama her 4 Kıbrıslı Türkten 1 tanesi  1914-16 yılları arasında Türkiye’ye göç etmiştir.
 
Anadolu,  bütün yokluk ve kıtlığına rağmen, gerek Balkanlardan ve  gerekse Kafkaslardan  gelen Türklere; “Gelmeyin. lokmamızı bölmeyin” demediği gibi, İngiliz idaresine girmeyi red eden Kıbrıs Türklerine de bağrını açmıştır. (İyi de olmuştur. Çünkü Kafkaslar, Balkanlar ve Kıbrıs’tan Anadoluya yapılan ve 50 yıl süren bu göç dalgası olmasaydı bugün nüfus bakımından Anadolunun Türklüğü tartışılırdı)
 
İngiliz-Rum işbirliği içerisinde Ada’dan Kıbrıslı Türklerin göç ettirilmesi operasyonu, 1974’e kadar uygulanan sistemli bir devlet politikası olmuştur. Bugün yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin sayısı KKTC’de yaşayanlardan 3 misli daha fazladır.
 
1974’ten sonra Ada’ya yaptırılanlan göç ise, o açığı kapatmak ve Türklerle Rumların arasındaki 3/1’lik tarihi nüfus dengesini tutturmak için yapılan bir göç hareketidir.
 
Bu konuda solcu kardeşlerimizin öne sürdüğü Cenevre Protokolü falan hikayedir. Annan Planı bile muhtemel bir anlaşmada 50.000 cıvarında göçmenin vatandaş olarak kabul edilmesini öngörmüştür.
 
Ammmaaaa ve Fakaaaat....
 
Türkiye’den Kıbrıs’a yapılan göç, son derece dikkatli ve titiz bir şekilde,  Ada’nın ihtiyaçları ile Kıbrıs Türklerinin sosyolojik ve kültürel yapısı dikkate alınarak yapılmalı idi.
 
Aynı şekilde Ada’ya göç ettirilen Anadolu Türklerinin, Kıbrıs Adası ve  Kıbrıs Türkleri ile entegrasyonunu sağlayacak tedbirler de süratle alınmalı idi.
 
Maalesf bu konuda ciddi hiç bir adım atılmamış, 1571 sonrası Ada’ya göç eden Türklerle 1974’den sonra göç eden Türklerin kültürel  entegrasyonu, aradan bunca sene geçmesine rağmen hala sağlanamamıştır. “Türkiyeli-Kıbrıslı” problemi, bir hastalık halinde toplumun tüm katmanlarında yaşanmaya devam etmektedir...
 
Bütün eksikliklerine rağmen 1990’a kadar Ada’ya yapılan göç hareketine birazda olsa hassasiyet gösterildiği söylenebilir. Ama 1990’lı yıllardan itibaren konu tamamen şirazesinden çıkmıştır.
 
Elimde, iki akademisyen arkadaşımızın TÜBİTAK için yaptığı Kıbrıs’taki nüfus ve göç konusu ile ilgili bir araştırma var..
 
Öğretim Görevlileri Doç. Dr.Semra Purkis ve Doç. Dr. Hatice Kurtuluş, Kıbrıs’taki nüfus hareketliliğini inceleyen ciddi bir araştırma yapmışlardır.
 
Bu iki araştırmacı özetle diyorki; “1990’lardan itibaren Türkiye’de terör yüzünden bir iç göç yaşanmıştır. Güney ve Güneydoğudan büyük metropollere muazzam bir nüfus kayması olmuştur. Bu nüfus hareketi, ucuz işgücü niteliği ile Türkiye’nin belli kentlerinde yoğunlaşmıştır.Bu kentler arasında Adana, Mersin ve Antalya önemli bir yer tutar. Bu şehirlerde biriken  ucuz işgücü, bu şehirlerden Kuzey Kıbrıs’a kaymaktadır. Öte yandan Güney  ve Güneydoğu’dan da Kuzey Kıbrıs’a direk göçler de yapılmaktadır. Bu ucuz işgücü,taşeronlar tarafından  inşaat ve diğer emek-yoğun işlerde çalıştırılmaktadır...”
 
Türkiye’deki terör olaylarının yoğunlaşması dolayısı ile Türkiye’nin Güney ve Güneydoğusundan ülkemize çok büyük bir göç olayının yaşandığı ve şu anda da vatandaşlık beklediği bir gerçektir.
 
Yıllar önce burada doğup büyüdüğü halde vatandaşlık alamayan yüzlerce insanımız, hakkı olan vatandaşlığı bir türlü alamazken, bir kaç saatliğine Ada’ya gelen yüzlerce kişiye,  ikametgah olarak sahte adresler gösterilerek vatandaşlık verilebilmiştir bu ülkede.
 
KKTC’ye pamuk ipliği ile bağlı bu insanlar, Kıbrıs’ın kaderi ile ilgili konularda oy kullanıp ülkenin kaderini direk belirleyebilmektedirler.
 
Bizi yönetenler oy peşinde koşan siyaset bezirganları değil de yarınları düşünen Devlet adamları olsa idi, yukarıda zikrettiğim akademisyenlerin hazırladığı rapor, KKTC’yi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti yetkilisinin önüne konulur, tehlike anlatılır, soruna birlikte çare aranılması teklif edilirdi.
 
Bırakın Türkiye Cumhuriyeti Başbakan ve Bakanlarını, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisine bile bu konuları anlatamamış olmak çok acıdır.
 
 



Prof. Dr. ERHAN ARIKLI