Sibel Siber alkışlanmalı, ancak….

Dr. Sibel Siber’i tanımayan yoktur.

KKTC Cumhuriyet Meclisi eski başkanlarından ve CTP eski milletvekillerinden.

Çatışma kültürü ile değil uzlaşma kültürü ve ortak akıl ile ülke demokrasisinin daha iyiye gideceğine olan inancını, her zeminde kendine has üslubu ile ortaya koyan bir siyasetçi.

Milletvekili seçildiği CTP içerisinde de belki bu yönü ile zaman zaman haksız eleştirilere maruz kalmasından öte, Kıbrıs sorununda ezber bozan açıklamaları ile CTP çizgisine aidiyeti de Kıbrıs Türk solu tarafından çoğu kez sorgulanan, siyasi bir kanaat önderi.

CTP içerisinde bir kesim tarafından solcu olarak kabul edilmemesi yanında Kıbrıs Türk sağı tarafından da hep sol cenahta görüldü, Sibel Siber.

Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi ancak çizgisini hep korudu.

CTP-DP-TDP tarafından kurulan 2,5 aylık seçim hükümetinde Başbakanlık görevinde de bulunarak, Kıbrıs’ın kuzeyinde bu göreve gelen ilk ve tek kadın oldu.

Kısacık Başbakanlığı döneminde tek yanlışı ki yanlıştan öte bir ayıp aslında, çevreye ve turizm başkenti Girne’ye karşı oldu.

Çevreye karşı büyük bir ayıbın ortağı olarak da Girne Belediyesi ile birlikte St. Hilarion kalesinin tam altında kuzeyinde yer alan orman içerisine, Girne’nin ciğerlerine katı atık toplama istasyonu adı altında çöplük kurulmasına izin veren Bakanlar Kurulu kararına Başbakan olarak imza atmış olmasını çevreciler ve Girneliler hala affetmedi.

Girne Belediyesi ile bölge sivil toplum örgütlerinin katılımı ile düzenlenen “Kent Kurultayı 2014”te Başbakan iken attığı imzayı düzeltmek için mücadele edeceğine dair verdiği sözü tutmamış olması da hala unutulmadı.

Kıbrıs Türk’ünün yüreğinde ve aklında, çevreye karşı işlenen günahı dışında pek bir eleştiriye rastlanmaz, Sibel Siber için.

Ve Sibel Siber’in Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağı da kamuoyu tarafından merak içerisinde bekleniyor.

Cesur çıkışlarını ve toplumsal fayda temelli eleştirilerini ortaya koymaktan da geri durmadan, Cumhurbaşkanlığı adaylığına yönelik kararsız bir duruş sergiliyor, Sibel Siber.

Kısa bir süre önce yayınladığı ve Kıbrıs sorununa dair önemli bilgiler yanında Meclis Başkanlığı görevi sırasında görüşmelere dair ortaya koyduğu iradeye yönelik önemli bilgilerin yer aldığı kitabı, “Aynı Masada Yarım Asır” tüm kesimlerce okunması gereken, derslerle dolu yakın tarihimize dair bir ajanda.

Ve son günlerde yaptığı açıklamalarda yine bu yönde bir vizyonun eseri, aslında.

Sibel Siber’in açıklamaları içerisinde öyle bir cümlecik var ki, üzerine Kıbrıs Türk siyasi tarihine dair kitaplar yazılır, doktora tezleri açıklanır.

“Devlet yöneticiler aktivist gibi davranmamalı” açıklaması ile Sibel Siber, Kıbrıs Türk siyasetinin kronik bir hastalığını da deşifre ediyor.

Gerek Kıbrıs görüşmelerine gerekse iç siyasete dair yaptığı diplomatik dil ile ülke demokrasisine ve ortak akıl’a ihanet etmeyen açıklamaları ile tüm kesimlerce alkışlanmalı, Sibel Siber.

Ancak, keşke Meclis Başkanlığı görevi sırasında da partisinin mahalle baskısına yenilmeyerek partiler üstü daha cesur bir duruş ile Kıbrıs sorunu ve görüşmelere dair eleştirilerini ortaya koyabilseydi ve keşke son günlerde yaptığı eleştirileri de Cumhurbaşkanlığı adaylığına dair toplumsal desteği ölçmeye yönelik ortaya koymadan çok önce ifade etseydi.

Yine de gerek , “Aynı Masada Yarım Asır” eseri bir kılavuz ve yakın tarih ajandası olarak bir başucu kitabı olma değerini korumakta.

Ve Sibel Siber’in son açıklamaları ve eleştirileri, her şeyi sil baştan başlatacak bir ezber bozmadan çok ötesi.

Sibel Siber, adaylığını açıklamakta geç kalmış olsa da, yanlış giden sistemi düzeltmekte Kıbrıs Türk’ü de ayni oranda geç kalmış olsa da, bir cümle var ki tam bir kırılma noktası.

“Devlet yöneticiler aktivist gibi davranmamalı”.

Aksini iddia edecek veya aksine inanan var mı?