Sertoğlu (Mr. No)


Hasan Sertoğlu; 1969 Nergisli doğumlu bir inşaat müteahhiti. Uzun yıllar köyünün futbol takımında 5 numaralı formasıyla sert, haşin ve gaddar bir performans sergiledi. Yaklaşık 30 yıl önce de Lefkoşa’ya taşındı ve Küçük Kaymaklı kulübüne taşeron kontenjanından yönetici olarak tayin edildi. İş yaşamındaki hızlı yükselişini kulüp başkanlığına taşıdı. Bendeniz gariban bir Merkez Hakem Kurulu başkanıyken, Hasan Başkan’la hep sınırı belli ilişkilerde bulunduk. Sadece bi’Binatlı maçı sonrası maçın hakemi Fehim Dayı’nın vermediği bir penaltı sonrası federasyon binasının giriş merdivenlerinde şiddetli çatışma ile karşılıklı kontra sözlü saldırış ama sonraki günlerde de uzlaşma modu vûkû buldu. Yıllar geçti o federasyona, biz de gazete ve tv âleminde daldık. Sonuçta herkes işini yapadursun, icra esnasında zaman zaman naçizane katkı, zaman zaman da naçizane destek olmaya çalıştık. Örnek mi? Hani o Bölgesel Amatör Lig’e (BAL) ilişkin bi’sürü hengâme, tezâhürat ve maytap patlatmıştık, kırmıştık, dökmüştük; Haftalarca ‘bir çakıl taşı dâhi vermeyiz’ modunda “değil futbolcumuzu, onun potinlerinin bağcıklarını dâhi vermeyiz” nârâları attık hep bir ağızdan. Sarayda kahveler içildi, arka bahçedeki çam ağacı altında cigaralar tüttürüldü arkasından da muhtıralar yayımlandı. Sonrasında da Demirören Federasyonu’nun Kuzey’de temsilcilik açma girişimini Evredo Açılımlı bi’şekilde bertaraf ediş, arkasından da Aziz Yıldırım kriziyle gündem yaptık. Neyse, neymiş? Genel kurul kararımızmış. Napacakmışız? Bedelsiz ithal edilen futbolcularımız sürer durumda ha’bir BAL’a bedava monte edilirse KOP’a bağlanacakmışız. E n’oldu? Güney yanında artık Kuzey’de Kıbrıslı Türklere ‘lokma ve şamişici’ muamelesi yapılmaya başlanmadı mı? Demedi demeyin; yakındır, Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklı/bandıralı gemiler Mersin Limanı’na elini kolunu sallaya sallaya giriş yapacak. Gün gelecek Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Rum liderler için kırmızı halılar serilip, devlet törenleri organize edilecek ve Rumlar düşman gördükleri Türk askerine “Merhaba asker, nasılsın asker?” diye güya hâl hatır soracaklar. Gün gelecek yağma şehri Maraş’ta Kıbrıs Cumhuriyet-Türkiye Cumhuriyeti ortak turizm politikasını dillendirecekler. Hatta ve hatta gün gelecek sivil devrim niteliğinde “Gerekirse himaye altına alırız” diyenler, bir sabah kalktığımızda “Artık KKTC’de erk; hükümetin değil, valimizindir” deme olasılığı da var. Bu senaryo dizsinin tamamına yakınını göreceğiz diye iddia eden birçok vatandaş var. Hemfikiriz; eee, ne de olsa bisiklet parkurumuzdaki Güney Lefkoşa’nın Makarios ve Ledras Caddesi’nde mobilya ve parfüm sektörü ile ilgili iki Türk firma açıldı bile. Yakında da Türk sermayeli Migros’u da görürseniz, sakın şaşırmayın sayın seyirciler. Zaten alan memnun, satan memnun bir adada yaşamaya alıştık. Avrupa’nın diplomatları Kurucu Cumhurbaşkanımız rahmetli Rauf Denktaş’a tevekkeli ‘Mr. No (Bay Hayır)’ lâkabını boşuna vermemişler. Siyaset bi’yana spor dünyamızda da bir adet sağlam ‘Mr. No’ var. Kim mi? E bildik federasyon başkanımız Hasan Sertoğlu. Bendeniz; “Başkana Mr. No az kalır, Mr. Never (Bay Asla) demek lâzım” derim zaman zaman. Sertoğlu’nu bilen bilir; ‘dediğim dedik ve de çok da esnemeyen’ stilinde bir yöneticiliği var. Haşin, gaddar ve çatışmacı imajına bakmayın siz. Bir dönem birlikte çalışan biri olarak yufka yüreğini tanıyanlardan biriyim. Bu aralar “Sen de mi Bürütüs!” diyor dost çevrelerinde. Önceleri KOP süreci, şimdilerde de Çatoz ihracı sürecinde sağlı sollu kroşeler yedi. “E yıkılmadım ayaktayım ulan” nidâlarıyla o da ha’bire kontra yaptı bildik. Bilinsin ki kimse kimseden daha çok bu vatanı sevmedi. Bu vatan için kanını, canını, evladını toprağa veren ve bu uğurda en az 10 yıl mücahitlik yapan çok Kıbrıslı Türk var. Mâlum, Kıbrıs üzerinde oturdukları yerden ahkâm kesip iğrenç göndermeler yapan birçok köşe yazarı var. Kıbrıs’ın sadece ‘direğe asılı ve döndürek (rulet) merkezli’ gece hayatını bilen bir kısım Türkiye Medyası’na da hangi hükümet yetkilimiz cevap verecek şaşarım. “İlahi yarabbi şükür” demeye devam mı(!); hazır tükürükle karşılık yağmurlu günleri özlemişken...