Güncel

Maviş: “Kıbrıslı Türkler yok sayılamaz, dünyadan koparılamaz ve topluca cezalandırılamaz”

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, “Kıbrıslı Türk toplumu, sendikaları, belediyeleri, eğitim kurumları, spor kulüpleri, sanatçıları ve sivil toplum örgütleriyle vardır. Yok sayılamaz, dünyadan koparılamaz ve topluca cezalandırılamaz” dedi.

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, “Kıbrıslı Türk toplumu, sendikaları, belediyeleri, eğitim kurumları, spor kulüpleri, sanatçıları ve sivil toplum örgütleriyle vardır. Yok sayılamaz, dünyadan koparılamaz ve topluca cezalandırılamaz” dedi.

Kıbrıs sorununda nihai çözüme ulaşılıncaya kadar Kıbrıslı Türklerin spor, kültür, sanat ve eğitim alanlarında dünyayla doğrudan bağ kurmasını sağlayacak somut adımların atılması gerektiğini belirten Maviş, KTÖS’ün, bu yönde her türlü yapıcı sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti.

Maviş yaptığı yazılı açıklamada, son haftalarda ELAM öncülüğünde yürütülen siyasi ve diplomatik girişimler sonucunda, Girne’de düzenlenmesi planlanan NEXUS Müzik Festivali ile çocuklara yönelik Barcelona futbol kampının iptal edildiğini, Zamna Festivali, halk dansları etkinlikleri, üniversitelerin uluslararası sıralamalardaki yeri ve yabancı siyasetçilerin Kıbrıslı Türklerle temaslarının da hedef alındığını kaydetti.

ELAM’ın bu siyaseti “Hoşgörü bitti!” sözleriyle ilan ettiğini, iptalleri ise birer “Zafer” olarak sunduğunu belirten Maviş, meselenin yalnızca ELAM’ın açıklamalarından ibaret görülmemesi gerektiğini, Rum Yönetimi’nin diplomatik olanakları, Rum Futbol Federasyonu, Avrupa Parlamentosundaki bazı temsilciler ve farklı siyasi çevrelerin de bu girişimlere dahil olduğunu ifade etti.

Aşırı sağın Kıbrıslı Türkleri tecrit siyasetinin, ana akım siyasetin ve devlet kurumlarının uygulamasına dönüştüğünü kaydeden Maviş, şöyle devam etti:

“Müziğin, sanatın, kültürün ve çocukların spor yapmasının engellenmesinden bir zafer çıkmaz. Buradan çıkacak tek sonuç, toplumlar arasındaki güvensizliğin büyümesi ve Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün daha da derinleşmesidir.”

Bir devletin tanınması ile bir toplumun çocukları, gençleri, sanatçıları, sporcuları, sendikaları, üniversiteleri ve sivil toplum örgütleriyle ilişki kurulmasının aynı şey olmadığını belirten Maviş, “Kıbrıslı Türklerle görüşmek, onların varlığını ve sesini kabul etmektir.” dedi.

Bugün AB vatandaşları ile gerekli seyahat belgelerine sahip üçüncü ülke vatandaşlarının, Yeşil Hat üzerinden milyonlarca kez kuzeye geçtiğini, burada konakladığını ve günlük yaşama katıldığını ifade eden Maviş, buna karşılık aynı insanların bir konser, kültür festivali veya spor kampı aracılığıyla Kıbrıslı Türklerle buluşmasının “Normalleşme” gerekçesiyle engellendiğini belirtti.

“İnsanların bireysel olarak geçebildiği, gezebildiği ve tüketim yapabildiği bir yerde müziğin, kültürün, sanatın ve sporun toplumsal buluşma yaratması neden tehdit sayılmaktadır?” sorusunu soran Maviş, bu açık çelişkinin cevabının hukukta değil, Kıbrıslı Türkleri görünmez kılmak isteyen siyasi anlayışta olduğunu kaydetti.

1960 Cumhuriyetinin, iki toplumun anayasal ortaklığı temelinde kurulduğuna dikkat çeken Burak Maviş, “Kıbrıslı Türkler, bu devletin kendilerine sonradan birtakım haklar verilen azınlığı değil, kurucu ortaklarından biridir.” dedi.

Buna rağmen Kıbrıslı Rum siyasi elitlerinin, Cumhuriyeti tek toplumun mülkü olarak kullandığını belirten Maviş, BM ve AB üyeliğinin sağladığı gücün, Kıbrıslı Türkleri cezalandırmanın ve dünyadan koparmanın aracı haline getirildiğini ifade etti.

-“Eşit ortaklık, diğer toplumu görünmez kılarak kurulmaz”

Bu yaklaşımın federal çözüm söylemiyle de bağdaşmadığını kaydeden Maviş, “Kıbrıslı Türklerle ortak bir gelecek kuracağını söyleyen bir siyasi liderlik, o toplumun çocuklarını, gençlerini, sporcularını ve sanatçılarını dünyadan tecrit etmeye çalışmaz. Eşit ortaklık, diğer toplumu görünmez kılarak kurulmaz.” dedi.

1963 sonrası yaklaşık 30 bin Kıbrıslı Türkün evinden olduğunu ve adanın yalnızca yüzde 3’üne karşılık gelen enklavlarda yaşamaya zorlandığını belirten Maviş, “BM Genel Sekreteri U Thant, 1964 yılında yayınladığı raporda bu kısıtlamaların ‘gerçek bir kuşatma’ düzeyine ulaştığını tarihe not düşmüştür. Ne yazık ki 2026 yılına geldiğimizde, Kıbrıslı Türkleri topluca cezalandırarak siyasi sonuca zorlama anlayışı sürmektedir.” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, KKTC’yi tanıdığını söylediğini, ancak tanınmanın Kıbrıslı Türkleri dünyayla buluşturacak gereklerini yerine getirmediğini ileri süren Maviş, Kıbrıslı Rum liderliğinin ise federal çözüm istediğini söylediğini, fakat elindeki uluslararası gücü Kıbrıslı Türkleri tecrit etmek için kullandığını kaydetti.

Kıbrıslı Türk toplumunun geleceğinin bu iki siyasete mahkum olmadığını ifade eden Maviş, “Yaşananlar, Kıbrıs müzakerelerinin yeni bir yöntemle yürütülmesi gerektiğini bir kez daha göstermektedir. Ucu açık, takvimsiz, sonuç üretmeyen ve her başarısızlığın bedelini yalnızca Kıbrıslı Türklere ödeten süreçler artık kabul edilemezdir.” dedi.

Kıbrıslı Türklerin çaresiz olmadığını, yüzyıllardır bu topraklarda nasıl tutunmuş, üretmiş ve var olmuşsa bugünden sonra da tutunacak ve var olacağını kaydeden Maviş, “Ayrılıkçılığa teslim olmadan, eşitliğimizden ve dünyayla doğrudan bağ kurma hakkımızdan vazgeçmeden mücadelemizi sürdüreceğiz.” ifadesini kullandı.