KKTC de Ayrımcılık ve Nefret Söylemi



YDH olarak geçtiğimiz hafta Lefke’de Sabah ezanın yasaklanması konusu ile gündeme gelen bir Avukat hanım hakkında, Türkiye kökenli vatandaşlara karşı sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta yaptığı yorum ve paylaşımlarda “Ayrımcılık ve Nefret söylemi” işlediği suçlaması ile dava açtık.

Türkiye kökenli vatandaşları aşağılayarak, ötekileştiren, suçlayan ve toplumun diğer kesimlerinde nefret duygularını yaygınlaştırmayı amaçlayan bu Avukat hanım ile yargı önünde hesaplaşacağız elbette.

Türkiye kökenli vatandaşlar için kullanılan “Karasakal, Gaco vs.” gibi alçaltıcı, alay edici ve küçültücü tarifler ve tabirler her Türkiye kökenli vatandaşı rahatsız etmekte ve derinden incitmektedir.

Bu tariflerin Türkiye kökenli vatandaşları incittiğini ve bunların yanlış olduğunu, ilk kez Eski Büyükelçi Şakir Fakılı giderayak söylemiş ve “Kıbrıslı Türklerin buraya gelen her Türkiye kökenli vatandaşı suçlu veya cahil görmemesi gerektiğini” ifade etmişti.(22.07.2010)

Ne var ki giderayak söylenen bu sözlerin KKTC’de hiçbir etkisi olmamış “Ayrımcılık ve Nefret Söylemi” artarak devam etmiştir.

“Ayrımcılık ve Nefret Söylemi”, ülkemizdeki Solcu-Irkçıların Türkiye kökenli vatandaşlara karşı ısrarla ve sıklıkla işlediği Uluslararası bir suçtur.

Ben bu yazımda “Ayrımcılık ve Nefret Söylemi” suçunun Uluslararası Hukukta ki yerini anlatmak istiyorum.

Ayrımcılık, en basit tanımıyla; herhangi bir kamu yararı ya da mantıklı bir gerekçe söz konusu olmaksızın, bir kişi veya topluluğa, benzer durum ve koşullardaki diğer kişi veya topluluktan farklı ve eşit olmayan bir muamele yapılması anlamına gelir.

Ayrımcı, ırkçı uygulamalar öncelikle, hedef aldıkları grupları bayağılaştırma, aşağılık olduklarını kanıtlama ve farklılıklarının altını çizerek dışlamaya veya yok etmeye dayalı bir mantık izler.

Nefret söylemi ise “Bir kişi ya da grubu ırkı, cinsiyeti, yaşı, etnisitesi, milliyeti, dini, cinsel yönelimi, cinsel kimliği, engelliliği, ahlaki ya da politik görüşleri, sosyoekonomik sınıfı, mesleği ya da görünüşü (boy, kilo veya saç rengi gibi), zihinsel kapasitesi ve benzeri herhangi bir özelliği nedeniyle küçük düşürmeye, yıldırmaya ve onlara karşı şiddet veya önyargıyı kışkırtmaya niyet eden söylemleri” ifade etmek için kullanılmaktadır.

Uluslararası Hukuk, bu tanım kapsamına giren söylemlerin “konuşma özgürlüğü” kapsamında değerlendirilmemesi, nefret yaymanın bir özgürlük meselesi değil tıpkı ırkçılık gibi sonuçları bakımından ağır bir suç olarak addedilmesidir

Mesela, BM Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’sinin dördüncü maddesi nefret söyleminin yasaklanmasına dairdir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin (İHEB) birinci maddesinde, “bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar...” cümlesiyle ifade edilen “eşitlik” ilkesi, aynı zamanda diğer bütün hakların da temelini oluşturur.

Bildirinin ayrımcılıkla ilgili ikinci maddesi insan haklarına ayrımsız olarak sahip olunacağını ifade ettiği gibi eşitliğin kapsamını da tanımlar niteliktedir, buna göre; Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanır.

Avrupa Konseyi de Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesine Ek 12 Nolu Protokol’ün “Genel olarak ayrımcılığın yasaklanması” başlıklı birinci maddesi ile, benzer bir tanım yapmakta ve ayrımcılığı yasaklamaktadır: “Kanunda öngörülen haklardan yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşler, ulusal ya da sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, servet, doğum veya başka bir statüden kaynaklanan herhangi bir nedenle ayrım yapılmaksızın sağlanır. Kimse, herhangi bir kamu otoritesi tarafından, 1. fıkrada sayılan gerekçelerle ayrımcılığa tabi tutulamaz.”

Ayrımcılık, farklı görünümlerle karşımıza çıkar. Bazı ayrımcılık biçimleri kolaylıkla ayırt edilebilir ve farkına varılabilir davranışlar, tutumlar ve ifadeleri içerir. Ancak bazılarının da “ayrımcılık” içerdiğini anlamak, ancak yaşayanların anlayabileceği ve içinde hissedeceği bir durumdur.

Bu çerçevede en genel ve en kapsayıcı bir sınıflandırma yapıldığında, iki tür ayrımcılık biçimi ile karşılaşırız.

• Doğrudan ayrımcılık

• Dolaylı ayrımcılık

Doğrudan ayrımcılık; aşikar bir biçimde, bir kişi, grup ya da toplum kesiminin inanç, dil, din ya da etnisite ve benzeri farklılıklar nedeniyle, eşit olmayan bir muamele görmesini ifade eder. Farklı muamele; açıkça alay etmek, aşağılamak veya karalamaktan başlayarak, bu gruplara yönelik ayrımcılığı kışkırtan nefret söylemlerini yaygınlaştırmaya kadar, geniş bir yelpazedeki ayrımcılık biçimlerini içerir.

Dolaylı ayrımcılık; fark edilmesi güç olan, imalar veya dolaylı ifade biçimleri aracılığıyla işleyen ya da bazen görünürde hiçbir problemli durum yaratmamasına karşın, sonuçları bakımından belirli kesimleri ayrımcı lığa maruz bırakan tutumları anlatır.

Ayrımcılığın en yaygın işlendiği alan Medyadır ve Sosyal Paylaşım siteleridir. Medyadaki ayrımcılık, sınırlı bir ayrımcılık olmasına rağmen, paradoksal biçimde, yaşamın bütün diğer alanlarındaki ayrımcılığın ötesine geçen zararlar üretme potansiyeline sahiptir. Bu alanda yapılan ayrımcılık ve nefret suçları kontrolsüz ve yaptırımsız olarak her geçen gün artmaktadır.

Nefret söylemi, belirtildiği üzere evrensel bir tanıma sahip değildir. Ancak bu konuda literatürde de en sık referans alınan olması bakımından; Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulunun yaptığı tarifi dikkate almak gerekmektedir.

Bu tanıma göre nefret söylemi; ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, Yahudi düşmanlığını veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan ulusalcılık ve etnik merkezcilik, ayrımcılık ve düşmanlık şeklinde ifadesini bulan, dinsel hoşgörüsüzlük dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimini kapsayacak şekilde anlaşılacaktır.

Tüm bu bilgilerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz.

KKTC’de Türkiye kökenli vatandaşlara karşı Devletin içine sızmış belli bir kesimin ve ideolojik saplantıda debelenen Irkçı-Solcuların uyguladığı bir “Ayrımcılık” ve “Sosyal Medya” da giderek yaygınlaşan bir “Nefret Söylemi” vardır.

Bu durum Uluslararası Hukuka göre büyük suçlardan biridir ve Uluslararası sözleşmelerle yasaklanmıştır.

KKTC Cumhuriyet Meclisi 19 Temmuz 2004 te “BM Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Uluslar arası Sözleşmesi”ni kabul edip onu iç hukukun bir parçası haline getirmiştir.

Netice itibari ile Avukat hanım hakkında açmış olduğumuz bu dava, ülkemizde milli birlik ve beraberliği yaralayan “Ayrımcılık” ve “Nefret Söylemi” ni yargıya taşıması açısından bir ilktir.

Alınacak karar ülkemizde emsal teşkil edecektir.