EKONOMİK PAKET KONUSU VE YAPILMASI GEREKENLER




 İyi saatte olsun, Oğuz Ramadan Korhan; Ankara’da Büyükelçi iken, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Bülent Ecevit ve diğer devlet ve hükümet yetkilileriyle, Genelkurmay’la iyi ilişkiler içindeydi…



   Bir defasında Kıbrıslı Türklerin yaşam koşullarından, memurların maaşından söz açılırken, Özal bu konularda bazı çevrelerden eleştiriler aldığını dile getirme ihtiyacı duyduğunu söylemiş, gerçeği Korhan’ın ağzından işitmek istediğini belirtmiş…



   Korhan’ın da yanıtı şu şekilde olmuş:


“Sayın Özal, bizi Doğu, ya da Güneydoğu ile karıştırmayın, karşılaştırmayın. Bizi, Güney Kıbrıs ile mukayese ediniz.”
   Bu yanıt karşısında Özal bir ara duraksamış, “Bak, hiç bu aklıma gelmemişti” deyivermiş…


   Eskiden, yani 1960’lı yıllardan itibaren TC Büyükelçiliğinde görevli bürokratlar, ya da doğrudan Ankara’dan merkezden gelenler, o zamanın tek oteli olan Saray Otel’in terasına oturur, gelip geçen arabaları sayar, not ederlerdi…


   Bir gün Bülent Ecevit, Oğuz Korhan’ı çağırmış ve sohbet etmişler… Herkesin bilmem kaç adet arabası olduğu söyleniyordu o günlerde Türkiye’de… Ecevit de gerçeği öğrenmek istemiş.


   “Haklısınız” demiş Oğuz Korhan ve ilave etmiş: “Kıbrıs’ta toplu taşımacılık yok ki!.. Eğer toplu taşımacılık olsaydı, bu kadar özel arabaya gerek kalmazdı…”


   Ecevit de tatmin olmuştu…


   Diyeceğimiz; Oğuz Korhan gibi derdimizi Ankara’ya anlatabilselerdi, neler olurdu bu memlekette, neler?..
   Gelelim ekonomik pakete…


   Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça, geçenlerde ‘2012 KKTC Ekonomi Durum Raporu’ ile ilgili değerlendirmesinde, üç yıllık büyüme toplamının beklenenden daha düşük kalarak yüzde 10,4 olarak gerçekleştiğini söyledi. Akça, ekonomik programın amacını ters yüz eden, statükoyu muhafaza etmek ve gerçek sorunları gözden kaçırarak dönüşümü engellemek için saptırmalar yapıldığını belirtti. 


   Akça, Program uygulanma sürecinde ekonomik dönüşüme karşı direnç gösteren bir ilişkiler ağının varlığını da ortaya çıkardığını ifade ederek, bu yapının, mevcudun değişmemesi konusunda organize olarak, programı halka ‘Türkiye’nin daha az para göndermesi için dayatması’ olarak takdim ettiğine işaret etti. 


   Akça ayrıca “Yeni programda yer alan reformlar başarılır ise KKTC ekonomisi yeni bir seviyeye ulaşarak Güney Kıbrıs Rum kesimi ekonomisini yakalayabilecek, hatta geçebilecektir” dedi. 


   Sözün özü; Türkiye, buradaki toplumun iyiliğini mi ister, kötülüğünü mü?.. Herhalde kötülüğünü istemez. 20 Temmuz 1974 öncesi bir yana, geride kalan 39 yıl içinde Türkiye’nin bu ülkeye yaptığı katkıları inkâr edemeyiz. Yollar, limanlar, göletler, diğer altyapılar gözle görülebilir. 


   Kıbrıs Türkü, bunları hak etmiyor mu?.. Elbette ediyor. Güney Kıbrıs, tanınmışlık ve AB üyeliği avantajıyla nice olanaklara sahip olurken, bunca yıl mücadele vermiş Kıbrıs Türk halkı da niye benzeri olanaklara sahip olmasın?..


   Bu bakımdan Türkiye’nin desteği zorunludur ve ilişkilerin pekiştirilmesi en başta gelen görevdir. Rum tarafı, doğal gaz ve petrol kokularıyla birlikte İsrail, Fransa, ABD, Rusya ve doğal olarak Yunanistan’la dans ederken, bu kervana son olarak İtalya’nın da katılmak istediği anlaşılıyor. 


   Bölgede bu gelişmeler yaşanırken, bizim de yapmamız gereken ‘Böyle gelmiş böyle gider’ zihniyetini bir kenara bırakmak ve Türkiye’nin destek ve katkılarıyla kendi ayaklarımız üzerinde durabilmektir. Bu amaçla hazırlanan ekonomik paketten rahatsızlık duyulabilir.


Hatta ‘empoze’ diye eleştirilebilir. Ama şu veya bu şekilde gündemden çıkarılması mümkün değildir. 



   Ancak uygulamada gerçekten zor, hatta imkânsız bölümleri varsa, bunları buradaki koşullar dikkate alınarak, ve de karşılıklı istişare ile, ruhunu bozmamak kaydıyla yeniden düzenlemekte, bünyeye göre ayarlamakta herhangi bir sakınca olmaması lazım. Mesela bir gömleğin düğmesi diğerlerinden farklı ise, terziyi uyarır ve oraya da aynı düğmeden dikmesini istersiniz. Nihayet paketi hazırlayanlar da insanlardır. 



   Bir başka deyişle ‘ekonomik paket’ bir nevi yol haritasıdır, zor da olsa, bazı şeyleri aşma ve başarabilme meselesidir. Durup dururken insanoğlu refaha kavuşamaz. Ya da gece yatıp da, ertesi gün kalktığında kendisini bolluk içinde bulmaz. 


   Bu nedenle birilerinin ahkâm kesmesine bakmayın. KKTC insanı da daha iyi, daha güzel bir yaşamı arzu ve hak etmektedir.

Elde edilebilmesi için de programlı, hesaplı gitmek gerekir. Bunu da sağlayacak olan tarafların üzerinde mutabık kaldığı, ufak tefek pürüzlerin yeniden gözden geçirilebileceği ekonomik programlardır.     



  Dünyayı saran ekonomik krizlerden, darboğazlardan düzlüğe çıkabilmek için öteki ülkelerin yaptıkları farklı bir şey midir?..