Bir Düşüm Var...



28 Ağustos Perşembe günü Dr. Martin Luther King, Jr.'ın 28 Ağustos 1963'te Lincoln Anıtı önünde yaptığı tarihi "Bir düşüm var" konuşmasının yıl dönümüydü.
2011 yılında Washington temaslarımız çerçevesinde konuşmanın yapıldığı yeri ziyaret etmiştik.
Tarihi bir demokrasi mücadelesinin verildiği ve Martin Luther’in konuşmayı yaptığı yerde bulunmak beni son derece heyecanlandırmıştı.
‘Bir düşüm var’, Martin Luther King’in unutulmaz söylevidir.
Siyahî lider Martin Luther King 200.000 kişiye yaptığı tarihi konuşmasına ‘Benim bir düşüm var’ diye başlıyordu.
“Bugün diyorum ki dostlarım, şu anın getirdiği güçlüklere ve engellemelere rağmen bir düşüm var benim. Bir düşüm var: Gün gelecek bu ulus, ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak; “Şunu kendinden menkul bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.”
Bir düşüm var: Gün gelecek eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar. Bir düşüm var: Gün gelecek Mississippi Eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.
BENİM BİR DÜŞÜM VAR: Gün gelecek dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.”
***
O gün birisi King’in kulağına kırk yıl sonra siyahi birisinin Amerikan başkanlığına seçileceğini fısıldasa acaba ne düşünürdü bilemem ama dünyada çok daha zor koşullarda insanların çok büyük işler başardığını görüyoruz. King, siyahların oy hakkı, ayrımcılığın sona ermesi, çalışan hakları ve diğer temel haklar için gösterileri düzenledi ve organize etti. Bütün bu haklar 1964 yılında çıkan Yurttaş Hakları Kanunu (Civil Rights Act of 1964) ile 1965 yılında çıkan Oy Hakkı Kanunu (Voting Rights Act of 1965) ile Amerikan hukukunun birer parçası oldu. Biyografi yazarı Taylor Branch'e göre, King'in otopsisinden çıkan sonuca göre, King öldüğünde 39 yaşında olmasına rağmen 60 yaşında bir insanın kalbine sahipti. Bunun nedeni 13 yıllık yurttaş hakları eylemciliği sırasında yaşadığı stres dolu yaşamdı. Buna göre, King yaşamının son 13 yılında 34 yıl yani normal bir hayat yaşayan bir insana göre 2,5 kat daha hızlı yaşlanmıştı.
***
İlk nefes alışımdan beri ömrümü bu topraklarda geçirdim. Acı tatlı günlerim oldu.
Sakalım çıkacak mı diye sabırsızlandığımı hatırlarım. Ehliyet alma yaşıma bir ayım kaldığını da, bir türlü geçmek bilmez sanırdım o günleri. Sanki ay dolmayacak gibi her an aklımdaydı.
Rahmetlik Mehmet dedem bana ‘gençlik bir deli rüzgardır gelir geçer, anlamazsın’ derdi.
Hiç ama hiç aldırış etmezdim.
Seneler ay gibi geçti gitti. Ömrümün kum saatindeki kum zerrecikleri gibi akıp gittiğini şimdi daha çok hissediyorum.
İçimi bir telaş sarıyor. Bu telaş ömrümün son bulması ile yada bu dünyadan göçüp gitmekle alakalı değildir.
En büyük endişem son vaktimde çocuklarımızın ve bu toprakta yaşayan insanların mutsuz olmasına şahitlik etmektir.
***
Kıbrıs Türk’ü bugün hayatta insanlar için en önemli olan şeylerden birini yitirmiştir.
Umudunu...
Geleceğine güvenle, umutla bakamıyor. Bir düşü bir beklentisi kalmamış.
Adeta kötü kaderini bekleyen mahkûm psikolojisi ile marazidir. Kimileri göç yollarını tutarken kimileri kanıksıyor, boyun eğiyor yaşananlara.
Ancak bilmemiz gereken bir şey vardır.
Bizler mahkûm değiliz!
Umutsuzluğa, düzensizliğe, adaletsizliğe yok olmaya mahkûm değiliz.
Bencil, küflenmiş beyinlere, şakşakçılıkla yok edilen, ipotek altına alınan geleceğimize razı olmaya mahkûm değiliz.
Artık harekete geçmeli ve bir şeyler yapmalıyız. Doğup büyüdüğümüz topraklarda en karanlık noktaya henüz gelmeden.
Vakit çok geç olmadan bir düşümüz olsun...
İnsanlarının mutlu olduğu, gelecekten kaygı duymadığı, herkesin devletin imkânlarından eşit faydalandığı, gençlerinin el kapılarında ömürlerini tüketmediği, göç etmediği bir ülke…
Donanımlı, üretken, çağı yakalamış, yöneticilerin olduğu, halkının geleceği için sorumluluk duyan ve çalışan, yalnızca kendi ailesini, dostlarını, çocuklarını değil bütün insanlarını kendinden sayan yöneticileri düşlüyorum.
Gelecek nesillerin insanca yaşayabileceği, çevresine doğasına, demokrasisine sahip çıkan anlayışı: Ve hepsinden öte bütün bu güzellikleri kendi için değil aynı zamanda komşusu, köylüsü veya hiç tanımadığı yurttaşları için arzulayan...
Bu arzusunun gerektirdiği cesur mücadeleyi vermekten korkmayan, yarınları, çocukları için mücadele veren sorumluluk duyan, insanlarla dolu bir ülke düşlüyorum…