Berlin belgesi, anlaşamadıklarında anlaştıklarının belgesidir!

Ufukta Cumhurbaşkanlığı seçimi olmasaydı, ne 9 Ağustos’daki, ne de Berlin’deki gereksiz görüşmeler yapılırdı…
Başarısız 5 yılın sonunda Akıncı’nın yeniden aday olması için bir başarı hikayesine ihtiyacı vardı…
Çözüm umudu yokken Akıncı seçimlerde halka ne söyleyecekti?
5 yıl önce olduğu gibi, çok bayatlamış da olsa, satabileceği tek şey çözüm umuduydu!
O nedenle Crans Montana sürecinin çökmesinden sonra söylediği herşeyi yuttu ve görüşmeleri yeniden başlatmak için yalvar yakar olmaya başladı…
Oysa ne demişti?
“Bizim kuşak başaramadı, bundan sonraki kuşaklara başarılar dilerim. Rum tarafında zihniyet değişikliği olmazsa görüşmeye gerek yok. Bundan sonra AB içinde iki devlet çözümü gündeme gelmeli…”
Bunları unuttu!!!
Çark etti!!!
İlk fırsatı Temmuz ayında yakaladı.
Anastasiadis’in ayağını kırmasını fırsat bilerek geçmiş olsun telefonu açtı, görüşme istediğini söyledi.
Türkiye’nin sondajları, ortak hidro karbon komitesi önerisi ve Hükümetin Maraş’ı açma kararı nedeniyle çok sıkışan Anastasiadis bu teklifi bir can simidi olarak görerek üzerine atladı…

ÖNCE 9 AĞUSTOS

9 Ağustos’da buluştular…
Bu buluşmada referans şartlarını görüşmek üzere anlaştılar…
Lute’yi aradılar ve “biz anlaşmaya hazırız, atla gel” dediler…
Lute de inandı ve “galiba bu kez başaracağım” diyerek atlayıp geldi…
Birinci turu yaptı, olmadı, ikinciyi denedi, olmadı, üçüncü, dördüncü derken 6 tur yaptı…
Yine olmadı…
Olmadı çünkü Rum tarafının zihniyetinde bir değişiklik yoktu…
Akıncı, bunu bildiği halde, sırf şahsi seçim hesaplarıyla “ille de görüşme” diye ısrar etti. Nitekim “Ne değişti ki görüşmeleri başlatıyorsun, Rum zihniyeti değişti mi?” sorusuna yanıt veremedi..
Anastasiadis’in, Türk Halkının “tek oya indirgenmiş sözde eşitliği”ni bile kabul etmeyeceği biliniyordu. Her gün kendisi, sözcüsü ve Dışişleri Bakanı bunu tekrar etmekteydi..
Anastasiadis’in hedefi, çözüm yönünde hiçbir taahhüt altına girmeden görüşmeleri başlatma karşılığında, Türkiye’nin sondajlarını durdurmak, Maraş’ın açılmasını engellemek, bu yolla tüm adanın ve denizlerinin tek meşru sahibi olduğunu Türkiye’ye kabul ettirmek, egemenliğini bize empoze etmekti… ( Berlin’de de aynısını yaptı)
Nitekim Akıncı’ya verdiği belgede, Türkiye’nin sondajları durdurmasını, MEB konusunu kendileri ile görüşmesini, Maraş’ı açmamamızı istedi. Buna karşılık, babasından miras kalan(!)doğalgaz gelirinden, nüfusumuz oranında, ( onlara göre yüzde 18) pay vermeyi önerdi…
Bu o kadar saçmaydı ki, Akıncı’nın okuyup masada bırakması gerekirdi, ama aldı…
Başka ne istiyordu Anastasiadis?
Tek oya indirgenmiş sözde eşitlik talebinden bile vazgeçilmesini, garantörlüğün iptalini, daha fazla toprak verilmesini öngören Guterres belgesinin masada olmasını ve görüşmelerin ucunun açık olmasını….
Akıncı, sırf seçim hesapları nedeniyle görüşmeleri başlatmak için bunları kabul etti…
Ne ki Türkiye, Lute’ye ve Akıncı’ya, “ yokluğumda garantörlüğü konuşamazsınız, tüm seçeneklerin masada olduğu, siyasi eşitlik ve etkin katılımın kabul edildiği belgeye girmeli, sondajlardan vazgeçmemiz söz konusu değil…” mesajı verdi…
Ve, tezgah bozuldu…
Neticede anlaşamadıkları konusunda anlaştılar…
Akıncı’ya seçim jesti olsun diye göstermelik bir resepsiyon düzenlenerek “süreç kopmadı, devam ediyor” algısı yaratıldı…
Rum basını “Akıncı herşeyi kabul etmişti ama Türkiye son anda devreye girerek anlaşmayı bozdu” diye manşetler attı
Ve, görüşmeleri başlatmak için yalvarma seansları devam etti…

BU KEZ BERLİN’DE YEMEK

Guterres adım atmakta isteksizdi…
Bu kez emperyalist ağa babası devreye girdi, Guterres’e Lute’yi adaya gönderme talimatı verildi…
Lute geldi, yine görüşme maratonu oldu ama yine sonuç alınamadı…
Lute, Türkiye’ye gidip görüşmek için randevu istedi…
Türkiye randevu vermeyip tersledi…
Bununla yetinilmedi, CB Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Guterres ile görüşerek seçimden önce görüşmeye ve 5’li konferansa gerek olmadığını belirttiler, frene bastılar…
Seçim korkularına esir olan Akıncı yine de 3’lü görüşme diye yalvar yakar oldu…
Neticede “hiç olmazsa gayrı resmi bir görüşme olsun” dendi ve eşli bir Berlin gezisi ile Berlin’de bir akşam yemeği ayarlandı…
Karılı kocalı yediler-içtiler, gezdiler-tozdular, eğlendiler, hoş vakit geçirdiler…
Ne ki, yine sonuç çıkmadı…
Zaten Anastasiadis de Talat’a “boşuna masraf yapacağız, bir şey çıkmayacak” demişti…
Gezdikleri ve yedikleriyle kaldılar!
Güya referans belgesini hazırlayacaktı…
Güya 5’li görüşmeyi zorlayacaktı…
Güya görüşmeleri başlatacaktı….
Hiçbirşeyi başaramadı…
BM’nin yaptığı açıklama ise, eski belgelerin tekrarlandığı, Berlin’de de “anlaşamadıkları konusunda anlaştıklarının”belgesi oldu…
Treni yeniden rayına koymuş!
Peh!
O trenin raylarının Rum devletine doğru döşendiğinin, trenin de esaret treni olduğunun, ve vagonlarında sadece kendisi, eşi ve kafadarlarının bulunduğunun farkında bile değil!
Oysa, vagonun penceresinden başını çıkarıp baksa, Kıbrıs Türk Halkının Kuzeye giden özgürlük treninde yol aldığını görecek…Ancak, o denli derin bir uykuda ki onu bile yapamıyor…
Bırakalım uyusun!
Nisan 2020’ye kadar vakti var, uyumaya devam edebilir!
Seçim akşamı Halkın gürleyen sesi ile uyanacak nasıl olmasa!