ZOR OYUNU BOZAR.. RUM’UN ANLADIĞI DİL BUDUR. AKINCI VE HÜKÜMET NEDEN SESSİZ?

Türkiye ve KKTC, yıllar içinde Rum yönetimini defalarca uyardı, birlikte ortak yönetim ve adil paylaşım önerileri yaptı…
Bununla yetinilmedi; BM, AB ve ilgili ülkeler nezdinde birçok girişim yapıldı, mektuplar gönderildi, öneri paketleri ortaya kondu, Kıta Sahanlığı dış sınırları bildirildi…Rum’un gasp girişimini tanımadıklarını ve yaptıkları tek yanlı gasp girişimlerinin meşru hiçbir sonuç üretmeyeceğini, eğer uyarılar dikkate alınmazsa meşru hak ve çıkarlarını koruyacaklarını onlarca kez duyurdular…
Rum yönetimi, destekçisi emperyalist güçlere güvenerek bu uyarıları ciddiye almadı…BM ve AB da onlara destek verdi…
Sonuçta iş başa düştü…
Türkiye, 3 Mayıs- 3 Eylül tarihleri arasında Baf’ın 45 deniz mili açığındaki Türk Kıta Sahanlığı bölgesinde NAVTEX ilan ederek, savaş gemileri eşliğinde FATİH sondaj gemisi ile destek gemileri SIEM KORKUT, SIEM ALTAN VE SIEM SANCAR gemilerini gönderdi…Akama Burnu’nun 45 deniz mili batısındaki T26, T27, U26 ve U27 sahalarında sondaj faaliyeti yürüteceğini duyurdu. Bölgeden geçen gemilerin çalışma alanına yanaşmaması istendi.
TÜRKİYE 2004’DE BİLDİRİM YAPMIŞTI
Türkiye, 2004 ve 2013 tarihlerinde BM’ye şu bildirimi yapmıştı: “32 derece, 16 dakika, 18 saniye Doğu Meridyeni ile 28 derece Batı Meridyeni arasında kalan bölgede Türkiye’nin çıkarları vardır. Mısır ile Türkiye deniz yetki alanının ortay hattı, Türkiye’nin kıta sahanlığı hudutlarıdır. 28 derece boylamının batısı da müteakip sınırlamalara esastır.”
Bu kapsamda 2009 ve 2012 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile yapılan anlaşma gereğince de Türkiye Petrolleri’nin arama ve sondaj faaliyetleri için ruhsatlar alınmıştı.
İşte Türkiye’nin bugün sondaj faaliyeti yürüttüğü T26, T27, U26 ve U27 alanları, BM’ye bildirilen Türk kıta hanlığı içerisinde bulunmaktadır.
Ne ilginçtir ki ABD ve AB, Rum’un kendi keyfine göre yaptığı işgal bildirimini meşru, Türkiye’nin uluslar arası hukuka göre yaptığı bildirimi ise gayrı meşru saymakta ve Türkiye’yi korsan Rum devletinin egemenlik haklarını ihlal etmekle suçlamaktadır…
Bu da ABD ve AB’ın her hal ve karda Türkiye’yi Akdeniz’den dışlamak istediklerini kanıtlamaktadır…
RUM VE AB’DAN YAYGARA
Türkiye’nin uyarılarını ciddiye almayan ve “biz egemen devletiz, egemenlik alanımızda kimse sondaj yapamaz, hidrokarbon programımıza aynen kesintisiz devam edeceğiz” diyen Rum yönetimi, FATİH’İN gelişi karşısında yaygaraya başladı…
Neymiş, “FATİH’in gelişi ikinci işgal harekatıymış, egemenlik hakları ihlal edilmiş..Bölge kendi Kıta Sahanlığı içindeymiş vb….”
ABD ve AB da korsan Rum devletinin bu açıklamalarına destek verirken, Türkiye ise “Üçüncü tarafların kendilerini adeta uluslararası mahkeme yerine koyarak deniz sınırlarının nereden geçeceğini tayin etmeye çalışmaları kabul edilemez” yanıtını verdi
Bu arada Rum’a destek veren AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Mogherini, “Kıbrıs’ın MEB’indeki egemenlik haklarına saygı gösterilmelidir, Kıbrıs’ın haklarını ihlal edecek her türlü yasadışı faaliyete uygun tepki verilecektir” diye açıklama yaparken, Türkiye de ona “Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarına ilişkin faaliyetlerimiz uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarımıza dayanmaktadır. Bölgede gerek en uzun kıyıya sahip ülke olarak kendi kıta sahanlığımızdaki hak ve çıkarlarımızı, gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Adası etrafındaki asli haklarını koruyacağız” yanıtını vermiştir.
ABD’YE YANIT
AB’den sonra ABD Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada Rum’a destek çıkarak şöyle demiştir: “ABD, Türkiye’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) olarak tanımladığı alanda sondaj faaliyeti yapma niyetini duyurmasından derin kaygı duyuyor. Bu adım oldukça provokatif ve bölgede tansiyonu artırma riski taşıyor. Türk yetkililerini bu faaliyetleri durdurmaya ve tüm tarafları itidale davet ediyoruz” 
Türkiye ise ABD’ye şu yanıtı vermiştir:
“Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında gerçekleştirmekte olduğu sondaj faaliyetine ilişkin olarak ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 5 Mayıs 2019 tarihinde yaptığı açıklama gerçeklerden kopuktur. Kıta sahanlığına ilişkin tutumunu 2004’ten bu yana açık şekilde ortaya koymuştur. GKRY’nin bölge ülkeleri ile bu tarihten itibaren yaptığı MEB sınırlandırma anlaşmalarının hem bizim, hem de Kıbrıs Türkleri için geçerli olmadığı, bunların bir tanesinin de ülkemizin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı haklarını ihlal ettiği, zamanında ilgili ülkelerin ve uluslararası toplumun dikkatine getirilmişti. Aynı şekilde Türkiye, bölgedeki kıta sahanlığını da uluslararası topluma duyurmuş ve Birleşmiş Milletler nezdinde de kayda geçirmiştir. Bölgede, tüm ilgili kıyıdaşlar arasında uluslararası hukuk kuralları uyarınca hakkaniyete dayalı sınırlandırma anlaşmaları henüz tamamlanmamıştır. Hal böyle iken, üçüncü tarafların kendilerini adeta uluslararası mahkeme yerine koyarak deniz sınırlarının nereden geçeceğini tayin etmeye çalışmaları kabul edilemez. Bu anlamda, ABD’nin Rumların ‘hak iddia ettiğini söylediği’ bir alana yönelik geçerli sınırlandırma anlaşması varmış gibi Türkiye’ye çağrıda bulunması, ne yapıcı ne de uluslararası hukuka uygun bir yaklaşımdır. Sondaj ve sismik gemilerimizin, kıta sahanlığımızda, Hükümetimizin 2009 ve 2012 yıllarında TPAO’ya verdiği ruhsat sahalarında arama ve sondaj faaliyetleri kararlılıkla devam edecektir.
Aynı şekilde Rum tarafı Ada’nın eşit ortağı Kıbrıs Türklerini, hidrokarbon kaynakları konusunda karar alma mekanizmalarına dahil etmedikçe veya tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerini sona erdirmedikçe, Türkiye Kıbrıs Türklerinin de kıta sahanlığı haklarını korumayı sürdürecektir.”
AKINCI VE HÜKÜMET SESSİZ
Türkiye’nin FATİH’i bölgeye göndermesi Kıbrıs sorununu doğrudan etkileyecektir ve artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktır....
Herşeyden önce Türkiye kendisinin ve KKTC’nin meşru hak çıkarlarına sahip çıkacağını, Rum gaspına göz yummayacağını fiili olarak göstermiştir…Rum ya paylaşmaya razı olacak, ya da sonuçlarına katlanacaktır…
Milli Kıbrıs davasını doğrudan etkileyecek bu çok önemli gelişme karşısında Akıncı’nın, hükümetin ve Dışişleri Bakanlığının sessizliği ise manidardır. Şu ana kadar sadece ana muhalefet UBP Genel Başkanı açıklama yaparak FATİH’in gelişini selamlamıştır…Başta Akıncı ve hükümet olmak üzere, Meclisin, tüm siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin benzer açıklamalar yaparak, haklarımıza sahip çıkma konusunda gösterdiği kararlılık nedeniyle Anavatana teşekkür etmeleri ve sondaj faaliyetine tam destek vermeleri gerekmektedir..
Bu konu, panayır panayır gezip seçim nutku atmaktan çok çok daha önemlidir…Türkiye KKTC’nin haklarına sahip çıkarken Akıncı ve hükümetin bu sessizliği kabul edilemez