<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kıbrıs Manşet - Kıbrıs Haber, KKTC Son Dakika, KIBRIS Gündem, Kıbrıs Gazetesi, Haber KKTC</title>
    <link>https://www.kibrismanset.com</link>
    <description>KKTC Haber, KIBRIS Haber,  Kıbrıs Son Dakika, Kıbrıs Haberleri,  Kıbrıs Gazete Manşetleri, Kıbrıs Gündem</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kibrismanset.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 18 Jul 2026 15:41:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı sıcaklar kalp krizi vakalarında artışa neden oluyor]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/asiri-sicaklar-kalp-krizi-vakalarinda-artisa-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/asiri-sicaklar-kalp-krizi-vakalarinda-artisa-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ballı, 30 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda kalp krizi vakalarında artış yaşandığını belirterek, güneşin dik geldiği saatlerde dışarıya çıkılmaması uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Prof. Dr. Ballı, AA muhabirine, yurt genelinde son günlerde sıcaklık değerlerinin giderek artmaya başladığını söyledi.</p>

<p>Aşırı sıcaklarda fazla sıvı ve elektrolit kaybı olduğunu belirten Ballı, bu havalarda özellikle kalp ve damar hastalarının daha fazla dikkat etmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Ballı, yaz aylarında kalp krizi vakalarının arttığını vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>

<p>"30 derecenin üzerindeki sıcaklarda özellikle kalp krizi riskinde bir miktar artışın olduğunu söylemek mümkün. Bunun da sebebi kalbimizin iş yükü artıyor, kan damarlarımız genişliyor. Vücut kendi sıcaklık dengesini koruyabilmek için daha fazla kan pompalamaya ihtiyaç duyuyor. Bu da kalbimizi yoruyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Beslenme ve sıvı kaybına dikkat</p>

<p>Ballı, kalp ve damar hastalarının yaz mevsiminde beslenme alışkanlıklarına daha çok dikkat edilmesi gerektiği belirtti.</p>

<p>Çok ağır bir beslenmenin kalbin iş yükünü daha da arttıracağı, bunun da birtakım olumsuz senaryolara yol açabileceğini vurgulayan Ballı, "Hastaların mutlaka sıvı alımlarına dikkat etmelerini istiyoruz. Özel bir kısıtlayıcı durumu yoksa en az 2,5 litre sıvı alımını öneriyoruz. Ayran, soda gibi biraz daha elektrolit dengesini de takviye edebileceğimiz sıvı gıdalar tüketmek önemli. Şekerli gıdalar, gazlı içecekler, kahve ve çayla sıvı alımını dengelemek çok doğru değil. Su, temel olarak içeceğimiz olmalı." diye konuştu.</p>

<p>Yaz aylarında güneşin dik geldiği saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini ifade eden Ballı, aşırı sıcaklarda zorlayıcı egzersizlerden de kaçınılmasının önemli olduğunu belirtti.</p>

<p>- "Terliyken soğuk ortama girmek kalpte ritim bozukluklarını tetikleyebilir"</p>

<p>Ballı, yaz aylarında sıcak ve soğuk ortamlara geçişlerde de vücudun alıştırılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>

<p>"Çok terliyken birdenbire çok soğuk bir ortama girmek kalpte birtakım ritim bozukluklarını tetikleyebilir. Çok sıcak bir havada birdenbire soğuk bir suya dalmak da benzer etkilere neden olabilir. Dolayısıyla ortamlarımızı değiştirirken göreceli olarak aşamalı bir sıcaklık geçişine müsaade etmemiz lazım. Klimayı insan vücudunun adapte olabileceği ya da en konforlu sıcaklıklara getirmek lazım. Örneğin klimanızın derecesi 17'yse sabaha kadar klimayı açık tutup karşısında uyumak gibi değil, insan vücudunun optimal oda sıcaklığı neyse bunu ayarlayıp bununla devam etmek daha mantıklı olur."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/asiri-sicaklar-kalp-krizi-vakalarinda-artisa-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 20:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/07/17841028688572-vc16.webp" type="image/jpeg" length="62673"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Burun çekmek üst solunum yolu enfeksiyonlarını tetikleyebiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/burun-cekmek-ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarini-tetikleyebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/burun-cekmek-ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarini-tetikleyebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Üniversitesi Çamlıca Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhammet Fatih Topuz, burun akıntısının içeriye doğru çekilmesiyle bakteri ve virüslerin geniz bölgesine taşındığını ve bu durumun tekrarlayan enfeksiyonlara neden olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, gün içinde sıkça yapılan burun çekme hareketi, basit bir alışkanlık gibi görünse de uzun vadede hem boğaz hem de kulak sağlığını etkileyebiliyor.</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Muhammet Fatih Topuz, burun çekmeyle akıntının içinde bulunan bakteri ve virüslerin boğaz bölgesine taşındığını anlattı.</p>

<p>Topuz, buna bağlı olarak tekrarlayan öksürük, genizde yanma, sık boğaz enfeksiyonları ve kronik farenjit gibi sorunların ortaya çıkabildiğini kaydetti.</p>

<p>Burun çekmenin kulak sağlığını da etkileyebileceğini vurgulayan Topuz, "Kulak ile geniz arasında östaki borusu dediğimiz bir kanal bulunur. Bu kanal orta kulağın havalanmasını sağlar. Basınç dengesi bozulduğunda özellikle çocuklarda tekrarlayan kulak enfeksiyonları, orta kulakta sıvı birikimi ve işitme kaybı görülebilir." değerlendirmesini yaptı.</p>

<p>Topuz, burun çekmenin en sık nedeninin burun tıkanıklığı ve akıntı olduğunu belirterek "Alerjik rinit, sinüzit, burun eti ve geniz eti gibi durumlar bu şikayete yol açabilir. Öncelikle altta yatan nedenin tedavi edilmesi gerekir. Gerekli durumlarda medikal tedavi ya da cerrahi müdahale planlanabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Burun temizliğinin doğru şekilde yapılması gerektiğine dikkati çeken Topuz, serum fizyolojik ya da deniz suyu gibi solüsyonlarla burun içinin temizlenmesini önerdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Topuz, burun çekme alışkanlığının basit bir refleks gibi görünse de uzun vadede hem sağlık sorunlarına hem de sosyal rahatsızlıklara yol açabileceğini aktardı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/burun-cekmek-ust-solunum-yolu-enfeksiyonlarini-tetikleyebiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/07/i-m-g-0905-1.webp" type="image/jpeg" length="96336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma: Tek seferde 30 dakikadan fazla oturmak, kanserden ölüm riskinin artmasıyla ilişkili olabilir]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/arastirma-tek-seferde-30-dakikadan-fazla-oturmak-kanserden-olum-riskinin-artmasiyla-iliskili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/arastirma-tek-seferde-30-dakikadan-fazla-oturmak-kanserden-olum-riskinin-artmasiyla-iliskili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmada, her gün tek seferde 30 dakikadan fazla oturmanın, kanserden ölüm riskinin artmasıyla ilişkili olabileceği ortaya kondu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>"PLOS Medicine" dergisinde yayımlanan araştırmada, hareketsizlik ve kanserden ölüm riski arasındaki bağlantı incelendi.</p>

<p>Ortalama 12 yıl boyunca yaklaşık 90 bin kişiye ait verilerin incelendiği araştırmada, bulgular, her gün uyanıkken 30 dakikadan uzun süren hareketsizliğin kanser riskinin artmasıyla ilişkili olduğuna işaret etti.</p>

<p>Buna göre, her gün uzun süreli hareketsizliğe eklenen her bir saatin, kanserden ölüm riskinde yaklaşık yüzde 10'luk bir artışla ilişkilendirildiği belirtildi.</p>

<p>- Fiziksel aktiviteler riski azaltıyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada ayrıca, uzun süreli hareketsizliği, her gün ütü yapmak gibi 1 saatlik hafif fiziksel aktivitelerle değiştirmenin, kanserden ölüm riskinde yüzde 12'lik bir azalma sağladığı da ortaya kondu.</p>

<p>Bu kapsamda her gün 30 dakikalık hareketsizliği ortalama bir tempoda yürüyüş gibi orta yoğunlukta fiziksel aktiviteyle değiştirmenin riski yüzde 8, 5 dakikalık yoğun fiziksel aktiviteyle değiştirmenin ise yüzde 22 azalttığına da işaret edildi.</p>

<p>Öte yandan, araştırmanın gözlemsel bir çalışmanın istatistiksel analizine dayanması sebebiyle, nedensellik ilişkisinin kanıtlanmadığı ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu da ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/arastirma-tek-seferde-30-dakikadan-fazla-oturmak-kanserden-olum-riskinin-artmasiyla-iliskili-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/07/1783088055603oturma.jpg" type="image/jpeg" length="71761"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar ciğerlere iyi gelen vitaminleri açıkladı]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/uzmanlar-cigerlere-iyi-gelen-vitaminleri-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/uzmanlar-cigerlere-iyi-gelen-vitaminleri-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birleşik Krallık’ta 7,2 milyon kişiyi etkileyen astımın kesin bir tedavisi yok ancak iki vitamin bu konuda yardımcı olabilir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Havuç, yağlı balık ve yumurtada bulunan vitaminlerin, astımlı çocuklarda ve yetişkinlerde akciğer fonksiyonunu artırabileceğini öne süren bir çalışma yapıldı.</p>

<p>Birleşik Krallık (BK) Astım ve Akciğer Derneği'ne göre, BK'de yaklaşık 7,2 milyon kişi astım hastası. Bu rahatsızlık hırıltı, nefes darlığı, öksürük ve göğüs sıkışmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Astımın tedavisi yok ancak spreyler ve diğer ilaçlar, egzersiz, alerjenler veya hatta hava değişiklikleriyle de tetiklenebilen semptomları kontrol etmeye yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak Boston'daki Brigham and Women's Hastanesi'nde çalışan ABD'li araştırmacılar, vücuttaki daha yüksek A ve D vitamini seviyelerinin daha iyi akciğer fonksiyonu ve hatta daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkili olabileceğini öne sürdü.</p>

<p>Çalışmanın yazarları, "Daha yüksek plazma A vitamini, astımlı çocuklarda ve yetişkinlerde daha iyi akciğer fonksiyonuyla ilişkili, D vitamini ise yetişkinlerde daha yavaş biyolojik yaşlanma da dahil benzer faydalar gösteriyor" sonucuna vardı.</p>

<p>Daha önce yayımlanan araştırmalar, A ve D vitaminlerinin astım üzerindeki etkilerine ilişkin çelişkili sonuçlar ortaya koymuş; bazı çalışmalar koruyucu etki gösterirken bazıları doz ve bağlama bağlı olarak olumsuz etkiler bildirmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Solunum hastalıkları konulu akademik dergi Thorax'ta yayımlanan çalışma için araştırmacılar, bu vitaminlerin rolünü açıklığa kavuşturmak istedi.</p>

<p>Araştırmacılar iki katılımcı grubundan yararlandı: GACRS'de (Kosta Rika'da Astımın Genetik Epidemiyolojisi Çalışması) 1165 çocuk ve ODOLLFA'da (Astımda Akciğer Fonksiyonunun Boylamsal Omik Belirleyicileri) 1041 yetişkin.</p>

<p>Tüm katılımcıların A ve D vitamini düzeyleriyle akciğer fonksiyonları değerlendirildi.</p>

<p>Bulgular, astımlı ve A vitamini düzeyi daha yüksek olan çocuk ve yetişkinlerin, daha düşük düzeylere sahip olanlara kıyasla akciğerlerinin daha iyi çalıştığını gösterdi.</p>

<p>Astımlı yetişkinler arasında, en az 30 ng/ml D vitaminine sahip olanların, daha düşük düzeylere sahip olanlara kıyasla akciğerlerinin daha iyi çalıştığı görüldü. Ayrıca, epigenetik yaşlanma belirtilerinin daha az olduğu gözlemlendi; bu da D vitamininin, özellikle astımlı kişilerde biyolojik yaşlanmayı yavaşlatmaya yardımcı olabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Bilgi vermek gerekirse 30 ng/ml, sağlıklı kemik ve kasları desteklemek için optimum D vitamini düzeyi olarak kabul ediliyor. BK Ulusal Sağlık Servisi'ne (NHS) göre, bir yaşından itibaren çocuklar ve yetişkinler günde 10 mikrogram (mcg) D vitaminine ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Yetişkinlerin ayrıca bağışıklık sistemini ve cildi sağlıklı tutmaya yardımcı olan günde 600 ila 700 mikrogram A vitamini alması öneriliyor.</p>

<p>Astımlı kişilerde D vitamini eksikliği daha yaygın ve bu eksiklik hastalığın daha ağır seyretmesi, daha yüksek dozda inhaler steroid ihtiyacı duyulması ve astım belirtilerinin ani kötüleşmelerinin daha sık yaşanmasıyla ilişkili.</p>

<p>Montreal'deki CHU Sainte-Justine Araştırma Merkezi ve Montreal Üniversitesi'nden Dr. Sze Man Tse ve Dr. Genevieve Mailhot, çalışmayla ilgili bir başyazıda şu uyarıda bulundu:</p>

<blockquote>
<p>Bu bulgular D vitamini, biyolojik yaşlanma ve akciğer sağlığı arasında bağlantı kuran yeni bir araştırma alanını açarken, nedenselliği açıklığa kavuşturmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/uzmanlar-cigerlere-iyi-gelen-vitaminleri-acikladi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/07/1374954-204568341.jpg" type="image/jpeg" length="32110"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan sıcak havalarda "susamayı beklemeden su için" uyarısı...]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, sıcak havalardan etkilenmemek için susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketilmesinin önemli olduğunu belirterek, özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanların sıcaklara karşı daha dikkatli olmaları uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Avrupa'nın birçok ülkesinde etkisini artıran aşırı sıcak hava dalgası, sağlık risklerini yeniden gündeme getirdi. Yüksek sıcaklıklar nedeniyle yaşanan can kayıpları da sıcaklara karşı alınması gereken önlemlerin önemini ortaya koydu.</p>

<p>İstanbul'da da bugün itibarıyla sıcaklıkların 40 dereceye kadar ulaşması beklenirken, uzmanlar özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanların sıcaklara karşı daha dikkatli olması gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Celal Elçioğlu, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, aşırı sıcaklarda vücudun en önemli görevinin iç ısıyı dengede tutmak olduğunu söyledi.</p>

<p>Elçioğlu, "Normalde bunu terleyerek ve cilt damarlarını genişleterek yaparız. Ancak hava çok sıcak ve nemliyse, özellikle de yeterince su içilmiyorsa, bu sistem zorlanmaya başlar. Terleme arttıkça vücuttan sadece su değil, sodyum, potasyum ve magnezyum gibi önemli mineraller de kaybedilir." dedi.</p>

<p>Sıcak havalarda en sık görülen sorunların sıvı kaybı, halsizlik, baş ağrısı, tansiyon düşüklüğü, kas krampları, çarpıntı, bayılma hissi ve böbrek fonksiyonlarında bozulma olduğunu belirten Elçioğlu, nefroloji açısından en önemli risklerden birinin akut böbrek hasarı olduğunu ifade etti.</p>

<p>Elçioğlu, "Çünkü vücut susuz kaldığında böbreklere giden kan akımı azalır. Bu durum özellikle yaşlılarda, kronik böbrek hastalarında, tansiyon veya idrar söktürücü ilaç kullananlarda daha tehlikeli olabilir." diye konuştu.</p>

<p>- "Sıcak çarpması basit bir halsizlik değildir"</p>

<p>Sıcak çarpmasının, vücudun ısı düzenleme mekanizmasının artık yetersiz kaldığının sinyalini veren ciddi bir durum olduğunu vurgulayan Elçioğlu, "Vücut ısısı genellikle 40 derece ve üzerine çıkar. Bu durumda beyin, kalp, böbrekler, karaciğer ve kaslar zarar görebilir. Sıcak çarpması basit bir halsizlik değildir, gecikirse hayati tehlike oluşturabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Elçioğlu, sıcak çarpmasının belirtilerinin yüksek ateş, şiddetli halsizlik, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, konuşmada bozulma, bayılma, nöbet geçirme, çarpıntı, hızlı solunum, bulantı-kusma ve ciltte aşırı sıcaklık olabileceğini söyledi.</p>

<p>Bu tip durumlarda vakit kaybedilmemesi gerektiğinin altını çizen Elçioğlu, bu kişilerin "biraz dinlensin geçer" diye bekletilmemesi uyarısında bulundu.</p>

<p>Elçioğlu, uzun süre güneş altında kalanlar ve açık alanda çalışanların sıcak havalarda daha fazla risk altında olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mümkünse güneşin en dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Elçioğlu, "Bu saatlerde dışarıda çalışmak zorunluysa sık mola verilmeli, gölge veya serin alanlarda dinlenilmelidir." dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Elçioğlu, kıyafet seçiminin de önemli olduğunu belirterek, açık renkli, bol ve nefes alabilir kıyafetlerin tercih edilmesini, şapka, güneş gözlüğü ve güneş koruyucu kullanılmasını önerdi.</p>

<p>- "Çok terleyen kişilerde sadece su değil, mineral desteği de düşünülmelidir"</p>

<p>Sıcak havalarda su tüketiminin önemine dikkati çeken Elçioğlu, "Dışarıda çalışanlara en pratik öneri şudur. Susamayı beklemeyin. Susama hissi başladığında vücut çoğu zaman zaten sıvı kaybetmiştir. Düzenli aralıklarla su içilmeli, çok terleyen kişilerde sadece su değil, mineral desteği de düşünülmelidir. Ancak tansiyon, kalp veya böbrek hastalığı olan kişiler rastgele tuzlu içecekler tüketmemelidir, bu konuda doktor önerisi önemlidir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Elçioğlu, sağlıklı yetişkinlerde günlük su ihtiyacının genellikle 2-2,5 litre civarında olduğunu belirterek, bu miktarın kişinin çalışma koşullarına, terleme durumuna ve fiziksel aktivitesine göre değişebileceğini söyledi.</p>

<p>İdrar renginin sıvı durumunu takip etmek için önemli bir gösterge olduğunu aktaran Elçioğlu, "İdrar açık sarıysa genellikle sıvı alımı yeterlidir. Koyu sarı, az miktarda ve keskin kokulu idrar ise vücudun susuz kaldığını gösterebilir." diye konuştu.</p>

<p>Elçioğlu, yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişilerin sıcaklardan daha kolay etkilendiğini, bu kişilerin daha yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Yaşlılarda susama hissi azalabilir, kişi susamadığını söylese bile vücudu susuz kalmış olabilir. Çocuklar ise oyun oynarken su içmeyi unutabilir ve kısa sürede sıvı kaybedebilir." dedi.</p>

<p>- "Uzun süre terleyen kişiler elektrolit dengesine dikkat etmeli"</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feray Akbaş da sıcakla ilişkili hastalıklar arasında en ciddi tablonun "sıcak çarpması" olduğunu belirtti.</p>

<p>Akbaş, sıcak çarpmasında vücut ısısının 40 derecenin üzerine çıkması, bilinç kaybı, nöbet ve koma gibi belirtiler görülebileceğini dile getirdi. Bu belirtilerin hissedilmesi durumunda yapılması gerekenlere ilişkin Akbaş, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Hemen yapılması gereken, kişiyi serin bir yere almak, dar kıyafetleri gevşetmek, gereksizleri çıkarmak ve dinlenmesini sağlayarak vücudu soğutmaktır. Bu, ıslak havlu, soğuk kompres ve vantilatörle yapılabilir. Bilinci açıksa yavaş yavaş su içmesi sağlanmalıdır. Ancak vücut ısısı 39-40 dereceye yaklaşıyor ve ciddi belirtiler gösteriyorsa ya da 30 dakika sonra hala iyi hissetmiyorsa kişi acil olarak hastaneye nakledilmelidir."</p>

<p>Sıcak havalarda sadece su değil, terlemeyle birlikte mineral kaybının da yaşanabileceğini belirten Akbaş, uzun süre terleyen kişilerin elektrolit dengesine dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Akbaş, "Bol sıvı tüketin. Susamayı beklemeden gün boyunca su için. Çok terliyorsanız elektrolit içeren içeceklerden de faydalanabilirsiniz. Aşırı kafeinden ve alkolden uzak durun." önerisinde bulundu.</p>

<p>Aşırı sıcaklarda ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmasını, egzersizlerin serin saatlerde yapılmasını öneren Akbaş, evlerde ise sıcaklık kontrolü için havalandırma yapılması, ütü, fırın ve fazla lamba gibi ısı yayan cihazların serin saatlerde kullanılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Sıcak havalarda özellikle çocuklar ve evcil hayvanlar için araç içinde kalmanın da ciddi risk oluşturduğunu vurgulayan Akbaş, araç içindeki sıcaklığın kısa sürede tehlikeli seviyelere ulaşabileceğini belirtti.</p>

<p>Akbaş, "Asla park ettiğiniz araçta kimseyi bırakmayın. Camın aralık olması ya da gölgeye park etmek yeterli değildir. Hiçbir canlı sıcakta arabada bırakılmamalıdır." uyarısında bulundu.</p>

<p>Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişilerin sıcaklardan daha fazla etkilendiğini belirten Akbaş, bu grupların sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>- "Perdeler ve güneşlikler gündüz saatlerinde kapalı tutulmalı"</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur ise aşırı sıcak dönemlerinde basit ancak düzenli uygulanacak önlemlerle sağlık risklerinin azaltılabileceğini söyledi.</p>

<p>Sur, ev ortamında sıcaklığın kontrol edilmesinin önemli olduğunu belirterek, serin kalmak için şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Perdeler ve güneşlikler gündüz saatlerinde kapalı tutulmalı, sabah ve akşam saatlerinde ev havalandırılmalıdır. Gereksiz elektrikli cihaz kullanımı azaltılmalı, hafif kıyafetler tercih edilmeli, ılık duş alınmalı ve ağır ev işleri akşam ile gece saatlerinde yapılmalıdır."</p>

<p>Klima kullanımında ise ortam sıcaklığının 23-26 derece arasında tutulması gerektiğini kaydeden Sur, "Filtreler düzenli temizlenmeli, soğuk hava doğrudan kişiye üfletilmemeli ve ani sıcaklık değişimlerinden kaçınılmalıdır. Vantilatörler ortam çok sıcaksa tek başına yeterli olmayabilir, özellikle yaşlılarda uzun süre doğrudan hava akımına maruz kalınmamalıdır." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sur, sıcak hava dalgalarında erken uyarı sistemleri, medya kanalları ve yerel yönetimlerin etkin kullanılması gerektiğini belirterek, vatandaşlara yönelik sade ve uygulanabilir bilgilendirmelerin önemine dikkati çekti.</p>

<p>Risk gruplarına özel mesajlar verilmesi gerektiğini ifade eden Sur, kısa, bilimsel ve tekrarlanan uyarılarla sıcakların yol açabileceği sağlık sorunlarının önemli ölçüde önlenebileceğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Haydar Sur, sıcak havalarda sağlıklı erişkinlerin günde yaklaşık 2-3 litre su tüketmesi gerektiğini belirterek, "İdrar renginin koyulaşması da susuzluğun önemli bir göstergesidir. Susamayı beklemeden su içilmeli, terlemeyle kaybedilen minerallerin yerine konulmasına dikkat edilmelidir. Maden suyu, ayran ve kefir gibi içecekler faydalı olabilirken, aşırı şekerli, kafeinli ve alkollü içeceklerden kaçınılmalıdır." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 18:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/07/1782897698253uzmanlardan-sicak-havalarda-susamayi-beklemeden-su-icin-uyarisi-81fed03efb9c.jpg" type="image/jpeg" length="60092"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[50 yaş altında kanserin hiç olmadığı kadar fazla görülmesinin sebebi açıklandı]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/50-yas-altinda-kanserin-hic-olmadigi-kadar-fazla-gorulmesinin-sebebi-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/50-yas-altinda-kanserin-hic-olmadigi-kadar-fazla-gorulmesinin-sebebi-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, biyolojik yaşlanmanın hızlanmasının, yaşamın daha erken dönemlerinde çeşitli kanser türlerine yakalanma riskinin artmasıyla bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Araştırmacılar, genç yetişkinlerde hızlanan biyolojik yaşlanmanın, 50 yaş altındaki kişilerde <a href="http://www.indyturk.com/tags/kanser" rel="nofollow" target="_blank">kanser</a> vakalarının neden arttığını açıklayabileceğini söyledi.</p>

<p>50 yaş altındaki hastalarda teşhis edilen kanser vakaları 1990'la 2019 arasında dünya çapında yüzde 24 arttı ve artmaya devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nature Medicine adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada bilim insanları, Birleşik Krallık (BK) biyobankasından 154 bin 169 ve ABD'den 10 bin kişiyi inceledi.</p>

<p>Bulguları, hızlanmış biyolojik yaşlanmanın "özellikle erken başlangıçlı akciğer kanseri, kolorektal kanser ve rahim kanseri olmak üzere, daha genç yaşlarda birden fazla kanser geliştirme riskinin yükselmesiyle" bağlantılı olduğunu gösterdi.</p>

<p>Kronolojik yaştan farklı olan ve vücudun ne kadar iyi çalıştığını yansıtan biyolojik yaş, beslenme düzeni, egzersiz, çevre ve genel sağlık gibi faktörlerden etkilenebilir.</p>

<p>Biyolojik yaşı belirlemek için araştırmacılar, kişinin vücudunun yaşına göre beklenenden "daha yaşlı" veya "daha genç" görünüp görünmediğini tahmin etmek adına kan örnekleri ve diğer sağlık verilerinden elde edilen bilgileri kullandı.</p>

<p>Kan şekeri kontrolü, iltihaplanma ve bağışıklık sistemi fonksiyonu gibi unsurları yansıtan 9 rutin kan testi sonucunu birleştiren PhenoAge adlı yerleşik bir algoritmadan yararlandılar.</p>

<p>Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde cerrahi ve tıp doçenti olan Dr. Yin Cao şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p>Biyolojik yaşlanma yalnızca kaç yaşında olduğunuzla ilgili değil. Vücutta hücresel ve moleküler düzeyde biriken yıpranmayı yansıtıyor.</p>
</blockquote>

<blockquote>
<p>Bu, kronik iltihaplanma, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve hücrelerde zamanla oluşan hasar gibi hücre ve dokuların işleyişini etkileyen değişiklikleri içerebilir.</p>
</blockquote>

<p>İltihaplanma ve DNA hasarı gibi "yıpranma belirtileri", sağlıksız yaşam tarzları veya kirleticilere maruz kalma nedeniyle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Proteomik yaklaşımlar kullanarak organlara özgü yaşlanma ölçümlerini inceleyen ekip, bağışıklık sistemi yaşlanmasıyla erken başlangıçlı akciğer kanseri arasında, ayrıca yağ dokusu yaşlanmasıyla erken başlangıçlı kolorektal kanser arasında bağlantılar buldu.</p>

<p>Araştırmada yer alan Dr. David Scott şunları söyledi:</p>

<blockquote>
<p>Dünya genelinde erken başlangıçlı kanserlerin artışını neyin tetiklediğine dair halihazırda kesin bir cevabımız yok. Ancak bu gibi çalışmalar, kanserin sadece bireysel hücrelerdeki değişikliklerden değil, vücutta meydana gelen daha kapsamlı değişikliklerden de etkilenebileceğini göstererek, büyük resmi görmemizi sağlıyor.</p>
</blockquote>

<blockquote>
<p>Bu bulgular, hızlandırılmış biyolojik yaşlanmanın, yaşam tarzlarımızın ve çevremizin vücut üzerindeki birleşik etkisini zaman içinde yansıtabileceğini ve bazı kanserlerin neden genç nesillerde daha erken ortaya çıktığını açıklamaya yardımcı olabileceğini düşündürüyor.</p>
</blockquote>

<p>Bu çalışma, BK Kanser Araştırmaları ve Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından finanse edilen, kanserle ilgili büyük zorluklar adı verilen küresel bir girişim kapsamında gençlerde artan kanser vakalarını araştırmak üzere kurulan Team Prospect'in bir parçasıydı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/50-yas-altinda-kanserin-hic-olmadigi-kadar-fazla-gorulmesinin-sebebi-aciklandi</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 19:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/1374752-266484581.jpg" type="image/jpeg" length="45490"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vücuda tutunan keneye "çıplak elle dokunmayın" uyarısı]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/vucuda-tutunan-keneye-ciplak-elle-dokunmayin-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/vucuda-tutunan-keneye-ciplak-elle-dokunmayin-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, kenenin vücuda tutunması halinde çıplak elle müdahale edilmemesi uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.trthaber.com/etiket/saglik-bakanligi/" rel="nofollow" target="_blank">Sağlık Bakanlığı</a> Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, <a href="https://www.trthaber.com/etiket/kirim/" rel="nofollow" target="_blank">Kırım</a> Kongo Kanamalı Ateşi'nin (KKKA) <a href="https://www.trthaber.com/etiket/kene/" rel="nofollow" target="_blank">kene</a> tutunması veya kene temasıyla bulaşan bir hastalık olduğunu belirtti.</p>

<p>KKKA'nın hasta kişilerin veya hastalığı taşıyan hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas sonucu da bulaşabildiğine işaret eden Öz, hastalığın herhangi bir belirti ortaya çıkmadan seyredebildiğini, bazı vakalarda ise ciddi sonuçlara yol açabilen ağır bir enfeksiyona dönüşebildiğini ifade etti.</p>

<p>Kenelerin özellikle kırsal alanlar, otluk ve çalılık bölgeler, <a href="https://www.trthaber.com/etiket/orman/" rel="nofollow" target="_blank">orman</a> kenarları, tarla, bağ, bahçe ve piknik alanlarında görülebildiğini aktaran Öz, hayvanların bulunduğu ortamlarda da keneyle karşılaşma riskinin arttığını dile getirdi.</p>

<p>Kenenin vücuda tutunması halinde paniğe kapılmadan hareket edilmesi gerektiğinin altını çizen Öz, şunları kaydetti:</p>

<p>"Kene vücuda temas ettiği zaman telaşlanmamak gerekiyor. Uygun şekilde onu çıkarabiliriz. Kesinlikle çıplak elle temas etmememiz gerekiyor. Keneyi çıkaracaksak da ince uçlu bir cımbızla çıkarabiliriz. Eğer cımbıza ulaşamıyorsak, bir poşetle veya eldiven takarak yine bir bezle çıkarabilmemiz mümkün. Kene vücutta ne kadar çok kalıyorsa hem hastalık riski hem de hastalığın şiddeti artıyor.</p>

<p>Burada bizim dikkat ettiğimiz husus kişinin çıplak elle dokunmaması, eldiven takması, cımbızla çok yüklenmeden sabit bir kuvvetle cilde en yakın kısımdan tutarak kenenin çıkarılmasıdır."</p>

<p>Öz, kenenin mümkün olan en kısa sürede vücuttan uzaklaştırılması gerektiğini belirterek, "Kenenin parçalanması, ezilmesi veya patlaması uygun değil. Bu sebeple bunlara dikkat etmemiz gerekiyor." dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Vücuda tutunan keneye &quot;çıplak elle dokunmayın&quot; uyarısı" src="https://www.trthaber.com/dosyalar/images/aa_picture_20260618_41710451.jpg" /></p>

<p></p>

<h2>"Kırsal alan dönüşünde vücut kontrol edilmeli"</h2>

<p>Kenenin üzerine kolonya, alkol veya gaz yağı dökülmesi ile tütün, kibrit, <a href="https://www.trthaber.com/etiket/sigara/" rel="nofollow" target="_blank">sigara</a> gibi uygulamaların doğru olmadığını vurgulayan Öz, bu tür yöntemlerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>Öz, tarla, bağ, bahçe gibi piknik alanları ve diğer kırsal bölgelerden dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi, özellikle kulak arkası, koltuk altı, kasık bölgesi, diz arkası ve saçlı derinin incelenmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çocukların da aynı şekilde kontrol edilmesinin önemine işaret eden Öz, kene çıkarıldıktan sonra herhangi bir belirti görülmese bile 10 gün boyunca ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ve baş ağrısı, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerin takip edilmesi tavsiyesinde bulundu.</p>

<p>Öz, bu şikayetlerin ortaya çıkması halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Kene açısından riskli bölgelere giderken vücudu örten kıyafetler tercih edilmesinin korunmada önemli rol oynadığını ifade eden Öz, vatandaşlara dikkatli olmaları uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/vucuda-tutunan-keneye-ciplak-elle-dokunmayin-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/kene-aa-2379678.jpg" type="image/jpeg" length="33167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak hava ve sıvı kaybı romatizma şikayetlerini şiddetlendirebiliyor]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/sicak-hava-ve-sivi-kaybi-romatizma-sikayetlerini-siddetlendirebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/sicak-hava-ve-sivi-kaybi-romatizma-sikayetlerini-siddetlendirebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Kadıköy Hastanesi Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Seval Pehlevan, yeterli sıvı tüketiminin ve doğru yaşam alışkanlıklarının sıcak havalarda romatizmal hastalıkların kontrolünde önemli rol oynadığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, yaz mevsimi çoğu kişi için açık hava aktiviteleri, tatil planları ve hareketli bir yaşam anlamına gelse de yüksek sıcaklıklar bazı sağlık sorunlarının daha belirgin hale gelmesine yol açabiliyor.</p>

<p>Özellikle romatizmal hastalıklarla yaşayan kişilerde yaz aylarında ortaya çıkan sıvı kaybı, yorgunluk, kas krampları ve eklem ağrıları günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Sıcak havalar doğrudan hastalığı artırmasa da vücudun su ve mineral dengesini etkileyerek mevcut şikayetlerin şiddetlenmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Eklem yapılarının sağlıklı işleyişinde yeterli sıvı dengesi büyük önem taşıyor. Vücudun susuz kalması durumunda eklem çevresindeki dokuların esnekliği azalabiliyor, kaslarda gerginlik oluşabiliyor ve hareket sırasında rahatsızlık hissi artabiliyor. Bu durum özellikle romatoid artrit, ankilozan spondilit, lupus ve benzeri kronik romatizmal hastalıkları bulunan kişilerde daha belirgin şekilde hissedilebiliyor.</p>

<p>İnsan vücudunun önemli bir kısmı sudan oluşuyor. Eklemlerin hareket sırasında sürtünmeden çalışmasını sağlayan yapılar da belirli oranda sıvı içeriyor. Yetersiz sıvı alımı durumunda vücutta genel bir susuzluk tablosu ortaya çıkarken, kas ve eklem dokularının fonksiyonları da bundan etkilenebiliyor.</p>

<p>Güneş ışınları da yaz aylarında dikkat edilmesi gereken bir diğer konu olarak öne çıkıyor. Bazı romatizmal hastalıklarda yoğun güneş maruziyeti belirtilerin artmasına neden olabiliyor. Özellikle bağ dokusu hastalıkları grubunda yer alan lupus hastalarında ultraviyole ışınlarının hastalık aktivitesini tetikleyebildiği biliniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Güneşten korunmak romatizma hastaları için önem taşıyor</p>

<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Medicana Kadıköy Hastanesi Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Seval Pehlevan, yaz aylarında terleme yoluyla meydana gelen sıvı ve elektrolit kaybının, bazı hastalarda eklem ağrılarının ve yorgunluk hissinin artmasına neden olabildiğini belirtti.</p>

<p>Pehlevan, özellikle ileri yaş grubundaki bireyler ve kronik hastalıkları bulunan kişilerde susuzluğun etkilerinin daha belirgin yaşandığını anlattı.</p>

<p>Bu sebeple sıcak havalarda düzenli sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi ve günlük yaşam alışkanlıklarının mevsim koşullarına göre düzenlenmesi gerektiğinin altını çizen Pehlevan, bazı hastaların sıcak havalarda hastalıklarının alevlendiğini düşündüğünü fakat her ağrı artışının hastalık aktivitesindeki yükseliş anlamına gelmediğini kaydetti.</p>

<p>Pehlevan, güneşten korunmanın yalnızca cilt sağlığı açısından değil, romatizmal hastalıkların kontrolü açısından da önemli olduğunu vurgulayarak, bu duruma karşı alınabilecek önlemler arasında, günün en sıcak saatlerinde uzun süre dışarıda kalınmaması, koruyucu giysiler ve şapka kullanımı, uygun güneş koruyucuların tercih edilmesi gibi tedbirlerin yer aldığını anlattı.</p>

<p>Bazı romatizma ilaçlarının güneşe karşı hassasiyet oluşturabileceğinin de unutulmaması gerektiğine işaret eden Pehlevan, bu nedenle düzenli ilaç kullanan kişilerin yaz aylarında doktorlarının önerilerine uygun hareket etmelerinin önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Pehlevan, yorgunluk, uyku düzensizliği, sıvı kaybı ve güneş maruziyeti gibi faktörlerin de benzer şikayetlere yol açabildiğini, bu nedenle belirtilerin uzman değerlendirmesiyle ele alınmasının önem taşıdığını aktardı.</p>

<p>Romatizmal hastalıkların yaşam boyu takip gerektiren kronik hastalıklar olduğuna dikkati çeken Pehlevan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Yaz döneminde ortaya çıkan ağrıda artışlar göz ardı edilmemelidir. Eklem ağrılarında belirgin artış, uzun süren sabah tutukluğu, şişlik veya hareket kısıtlılığı gibi belirtiler ortaya çıktığında uzman değerlendirmesi önemlidir. Sıcak havaların etkilerini azaltmak için yeterli sıvı tüketmek, dengeli beslenmek, düzenli uyumak ve aşırı güneş maruziyetinden kaçınmak romatizmal hastalıklarla yaşayan bireylerin yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/sicak-hava-ve-sivi-kaybi-romatizma-sikayetlerini-siddetlendirebiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 21:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/thumbs-b-c-3e3bd8192ce2fe8120c4e7463fd05ba6.jpg" type="image/jpeg" length="48897"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: "Yaklaşık 3 haftadır yeni vakanın bildirilmediği hantavirüsle ilgili durum istikrarını koruyor"]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/dso-yaklasik-3-haftadir-yeni-vakanin-bildirilmedigi-hantavirusle-ilgili-durum-istikrarini-koruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/dso-yaklasik-3-haftadir-yeni-vakanin-bildirilmedigi-hantavirusle-ilgili-durum-istikrarini-koruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, yaklaşık 3 haftadır yeni hantavirüs vakasının bildirilmediğini, virüse ilişkin durumun istikrarlı kalmaya devam ettiğini duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Ghebreyesus, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Hollanda bandıralı "MV Hondius" yolcu gemisinde tespit edilen hantavirüs vakalarına ilişkin paylaşımda bulundu.</p>

<p>DSÖ'ye bildirilen vaka sayısının 13 olarak kaldığını belirten Ghebreyesus, "Yaklaşık 3 haftadır yeni vaka bildirilmedi. Ölü sayısı 3'te kaldı ve bir aydan fazla süredir yeni can kaybı bildirilmedi." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ghebreyesus, hantavirüsle ilgili genel durumun istikrarlı kalmaya devam ettiğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Hantavirüs</p>

<p>Hantavirüsün çoğunlukla kemirgenlerden bulaştığı biliniyor.</p>

<p>Kemirgenlerin kurumuş dışkı, idrar ve salyalarının karıştığı havanın solunması, bazen de kemirgen tarafından ısırılma ya da tırmalanmayla bulaşan virüs, ateş, yorgunluk ve kas ağrısı gibi semptomlara yol açıyor.</p>

<p>Solunum yetmezliğine de sebep olabilen hastalık, bazı durumlarda iç kanama ve böbrek yetmezliği şeklinde seyrediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/dso-yaklasik-3-haftadir-yeni-vakanin-bildirilmedigi-hantavirusle-ilgili-durum-istikrarini-koruyor</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/17816940647281371055-1001535926.jpg" type="image/jpeg" length="70987"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[16 ameliyat aynı anda: Dünyanın ilk sekizli çapraz nakli]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/16-ameliyat-ayni-anda-dunyanin-ilk-sekizli-capraz-nakli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/16-ameliyat-ayni-anda-dunyanin-ilk-sekizli-capraz-nakli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın ilk eş zamanlı sekizli karaciğer çapraz naklini de Malatya’daki İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakil Enstitüsü ekipleri yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enstitü direktörü Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğindeki ekip, dünyanın ilk canlıdan dörtlü, beşli, altılı ve yedili karaciğer nakillerini de yapmıştı.</p>

<p>16 ameliyatın aynı anda yapılması için ekip, deneyim, altyapı ve malzeme gerekiyor. Enstitüde ameliyathaneler ve yoğun bakım kapasitesinin neredeyse tamamı kullanılıyor.</p>

<figure><img alt="" decoding="async" height="400" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" src="https://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/2026-06-13-nakil-diken-scaled.jpg-1.jpg" width="740" />
<figcaption>Sezai Yılmaz.</figcaption>
</figure>

<p>Küresel çapraz karaciğer nakillerinin yılda yaklaşık yüzde 80-90’ı Malatya’da oluyor.</p>

<p>Böylece merkezde yapılan çapraz karaciğer nakli sayısı 400’ü aştı. Enstitü açık ara dünyada en fazla nakil yapan merkez. İkinci sıradaki merkez 100 çapraz nakille Hindistan’da.</p>

<p>Çapraz nakillerde tüm alıcı ve verici ameliyatları<strong> ‘domino taşı’ </strong>gibi birbirine bağlı. Birinin cayması, toplam 16 kişiden oluşan çaprazlamanın bozulması anlamına geliyor. Bu nedenle ameliyatlar aynı anda başlıyor.</p>

<p>Operasyon sonra açıklama yapan Yılmaz, amacın <strong>‘çoklu çapraz değil, uzun süredir bekleyen veya durumu çok ağırlaşan hastalara organ sunabilmek olduğunu’</strong> söyledi.</p>

<p>Karaciğer nakledilen hastalardan ikisinin dekompanse (organ işlevini yitirmiş) olduğunu ve ancak sekizli çaprazlamayla uygun organ bulunabildiğini belirten Yılmaz, <strong>“Hep beraber bütün arkadaşlarla iyi bir gece yaşıyoruz diye düşünüyorum”</strong> dedi.</p>

<h3>İktisadi tasarım prensipleriyle çaprazlama</h3>

<p>Türkiye’de organ nakillerinin yüzde 80’i canlı vericilerle yapılıyor. Fakat vericilerin ancak yüzde 30-40’ı kendi yakınına verebiliyor. Yakınıyla tıbben uyumsuz bir verici, çoğu zaman diğer bir hastayla uyumlu olabiliyor.</p>

<p>Hasta kendi vericisiyle uyumsuz, diğer bir hastanın vericisiyle uyumlu olduğunda, tıbben uyumlu vericiler arasında organ takası yapılıyor. Bunun için de geniş bir hasta ve verici havuzu olması gerekiyor.</p>

<p>Başarının arkasında multidisipliner çalışma var. Tıbbi ekibin yanı sıra iki iktisatçının rolü çok büyük. Havuz sistemi ve çapraz eşleştirme Boston College ekonomi profesörleri Tayfun Sönmez ve Utku Ünver’in birlikte geliştirdiği sistemle mümkün oluyor. Sönmez ve Ünver yıllardır kıt kaynakların en iyi şekilde dağılımı üzerine çalışmalar yapıyor. Malum, organ kaynağı beden ve <strong>‘kıt’</strong> bulunan bir kaynak. Nakil için bekleyen hastalarınsa çoğu kere tek şansı.</p>

<figure><img alt="" decoding="async" height="400" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" src="https://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2026/06/2026-06-13-nakil-diken-scaled.jpg-2.jpg" width="740" />
<figcaption>Utku Ünver, Tayfun Sönmez.</figcaption>
</figure>

<p>Sönmez’in 2016’da vefat eden eşinin adını verdiği <strong>‘Banu Bedestenci Sönmez Karaciğer Nakil Sistemi’</strong>nin amacı, organın hastalara en etkin biçimde ulaştırılması. Sistem, optimizasyon ve iktisadi tasarım prensiplerinden yararlanıyor.</p>

<h3>Eşleştirmede kriter çok</h3>

<p>Hastalar için hangi vericilerin ne derece uygun olduğu bazı kriterlerle belirleniyor.</p>

<p>İlk kriter, hastanın ve vericilerin kan grupları. Vericinin hasta ile kan grubu uyumu şart. Fakat aynı kan grubu daha avantajlı.</p>

<p>Bir diğer kriter, hastanın kilosu. Bu, gerekli karaciğer parçasının boyutunu belirliyor. Vericilerde anatomik yapı ve diğer faktörler sağ veya sol lobun verilip verilemeyeceğini belirliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sol lob genelde karaciğerin yüzde 25-40’ını, sağ lob da yüzde 60-75’ini oluşturuyor. Vericide karaciğerinin en az yüzde 30’unun kalması gerekiyor. Bu yüzden sağ lobu yüzde 70’in üzerindeki kişiler sağ loblarını veremiyorlar. Sol lob ise hem çoğu zaman anatomik olarak uygun değil hem de uygun olsa bile boyutu sebebiyle sadece çocuk hastalara takılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/16-ameliyat-ayni-anda-dunyanin-ilk-sekizli-capraz-nakli</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/2026-06-13-nakil-diken-1024x768.webp" type="image/jpeg" length="72575"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yalnızlık Alzheimer riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/yalnizlik-alzheimer-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/yalnizlik-alzheimer-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Alzheimer Derneği Marmara Şube Başkanı Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, yalnız hissetmenin Alzheimer riskini yaklaşık yüzde 40 artırdığını belirterek, sosyalleşmenin ve aktif yaşamın hastalıktan korunmada önemli rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Tatlıdede, Edirne Belediyesince Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Beyin Sağlığı ve Alzheimer'dan Korunma" konulu panelde, hastalıktan korunmada düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve sosyal yaşamın önemine dikkati çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Obezite, diyabet ve insülin direncinin Alzheimer açısından önemli risk faktörleri arasında yer aldığını ifade eden Tatlıdede, "Bir diğer sorun da yalnız hissetmek. Kalabalık olabilir etrafınız ama paylaştığınız çok bir şey yoktur ve kendinizi yalnız hissediyorsunuzdur. Bu neredeyse sigara kullanımı kadar önemli, Alzheimer riskini yüzde 40 artırıyor." dedi.</p>

<p>İyi yaşlanmanın büyük ölçüde bireylerin yaşam tercihleriyle ilişkili olduğunu vurgulayan Tatlıdede, sosyalleşmenin, yeni beceriler edinmenin ve zihni aktif tutmanın koruyucu etkileri bulunduğunu anlattı.</p>

<p>Tatlıdede, "Dayanıklılık egzersizleri, koordinasyon çalışmaları, yeni bir dil, dans ya da enstrüman öğrenmek fayda sağlar. İlgimizi çeken alanlarda kendimizi geliştirmek, sosyalleşmek, seyahat etmek, müzik dinlemek ve teknolojiyi kullanmak beynimizi güçlendirir." diye konuştu.</p>

<p>Türkiye Alzheimer Derneği Marmara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burcu Ersöz Hüseyinsinoğlu da sağlıklı kas yapısının sağlıklı zihinsel işlevle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.</p>

<p>Aktif yaşam tarzının önemine değinen Hüseyinsinoğlu, düzenli fiziksel aktivitenin hastaneye başvuru ve ilaç kullanım ihtiyacını azalttığını, birçok sistemik hastalığın yanı sıra Alzheimer tipi demans riskini de düşürdüğünü ifade etti.</p>

<p>Türkiye Alzheimer Derneği Marmara Şubesi Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu Korkmaz ise Türkiye’de yaşlı nüfusun giderek arttığını belirterek, buna bağlı olarak Alzheimer vakalarında da artış beklendiğini söyledi.</p>

<p>Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 10'unun 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluştuğunu ifade eden Korkmaz, yaşın Alzheimer için en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu, bunun her yaşlı bireyin hastalığa yakalanacağı anlamına gelmediğini kaydetti.</p>

<p>Korkmaz, dünyada Alzheimer hastalığının erken evresinde kullanılan bazı ilaçların yakın dönemde Türkiye'de de kullanıma sunulmasının beklendiğini belirterek, damar yoluyla uygulanan bu tedavilerin hastalığın ilerlemesini yaklaşık yüzde 30 oranında yavaşlattığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/yalnizlik-alzheimer-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 20:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/1781192295225thumbs-b-c-94eaf04e8a79e5d7c909d754363e8500.jpg" type="image/jpeg" length="19109"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: “Her dokuz kişiden biri gıda güvensizliğiyle karşı karşıya”]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/dso-her-dokuz-kisiden-biri-gida-guvensizligiyle-karsi-karsiya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/dso-her-dokuz-kisiden-biri-gida-guvensizligiyle-karsi-karsiya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Beslenme ve Gıda Güvenliği Departmanı İzleme ve Gözetim Birimi Başkanı Elaine Borghi, küresel olarak her 9 kişiden 1'ini etkileyen gıda güvensizliği krizinin yaşandığını bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Borghi, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi'nin haftalık basın toplantısında 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü'ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Her aileyi ve küresel olarak her 9 kişiden 1'ini etkileyen gıda güvensizliği krizine dikkati çeken Borghi, DSÖ'nün dün gıda kaynaklı hastalıkların küresel yüküne ilişkin tahminlerin temel bulgularını yayınladığını hatırlattı.</p>

<p>Borghi, bu yıl Dünya Gıda Güvenliği Günü'nün temasının "Yükten Çözümlere: Her Yerde Güvenli Gıda" temasıyla kutlandığına değindi, bu temanın kanıtları eyleme dönüştürmenin önemini yansıttığının altını çizdi.</p>

<p>Gıda kirliliğini kaynağında önleme çağrısında bulunan Borghi, "Bu, her yerde daha güvenli tarım uygulamaları, daha güçlü endüstriyel kontroller ve daha sıkı çevre düzenlemelerinin uygulanması gerektiği anlamına geliyor. 2026 Dünya Gıda Güvenliği Günü'nü kutlarken, hem bir uyarı hem de bir yol haritamız var. İnsan, hayvan, bitki ve çevre sağlığını birbirine bağlayan 'tek sağlık' yaklaşımı şarttır. Ülkeler, müdahaleleri hedeflemek, gözetimi güçlendirmek ve sektörler arası engelleri ortadan kaldırmak için bu yeni tahminleri kullanmalı." dedi.</p>

<p>Borghi, gıda güvenliğinin ortak bir sorumluluk olduğuna işaret ederek, siyasi taahhüt ve koordineli eylemle bazı hastalık ve ölümleri önleyebileceklerini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DSÖ, dün yayımladığı raporda güvenli olmayan gıdaların her yıl yaklaşık 866 milyon hastalık vakasına ve 1,5 milyon ölüme yol açtığının tahmin edildiğini belirterek, çocukların bu riskten en fazla etkilenen grup olduğunu bildirmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/dso-her-dokuz-kisiden-biri-gida-guvensizligiyle-karsi-karsiya</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/1780659816632grains.jpg" type="image/jpeg" length="98992"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mikroplastiklerle alerji arasındaki bağlantı belirlendi]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/mikroplastiklerle-alerji-arasindaki-baglanti-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/mikroplastiklerle-alerji-arasindaki-baglanti-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmalar, mikroplastik parçacıkların biriktiği dokularda iltihaplanmaya, DNA hasarına, hücre yaşlanmasına ve hormon dengesizliğine yol açabileceğini ortaya koyuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Farelerde yapılan yeni bir araştırma, solunan mikroplastik parçacıkların akciğerlerde en az 14 gün kalabileceğini ve alerjilerle bağlantılı iltihaplanmayı tetikleyebileceğini ortaya koydu.</p>

<p>Boyutu 5 mm'nin altında olan ve neredeyse her yerde bulunan minik plastik parçacıkların çevre ve halk sağlığına tehdit oluşturduğu ortaya çıkarılmıştı. Bu parçacıklara maruz kalma, kanser, kalp krizi ve üreme sorunlarıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>İlk çalışmalar, biriktikleri dokularda <a href="http://www.indyturk.com/tags/mikroplastik" rel="nofollow" target="_blank">mikroplastik</a> parçacıkların iltihaplanmaya, DNA hasarına, hücre yaşlanmasına ve hormon bozukluklarına neden olabileceğini göstermişti.</p>

<p>Ancak bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri hakkında henüz çok az şey biliniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şimdiyse yeni bir çalışma, dünya çapında en yaygın kullanılan plastiklerden biri olan PET'in minik parçacıklarının farelerdeki etkilerini değerlendirdi.</p>

<p>Viyana Tıp Üniversitesi'nden araştırmacılar, PET mikroplastiklerinin tek bir doz halinde uygulanmasından sonra, minik parçacıkların akciğerlerde en az 14 gün boyunca tespit edilebilir kaldığını buldu.</p>

<p>Akciğerlerdeki varlıklarına iltihaplanmanın yanı sıra lenfosit ve eozinofillerin artışı da eşlik etti. Bunlar, alerjik reaksiyonlarda rol oynayan bağışıklık hücreleri.</p>

<p>Journal of Hazardous Materials Advances adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada bilim insanları, "Solunum yoluyla alınan PET mikroplastikler, doza bağlı olarak solunum yolu iltihabına neden oluyor" diye yazdı.</p>

<blockquote>
<p>PET mikroplastikler 14 gün boyunca akciğerde tespit edilebilir kaldı ve lenfositle eozinofil toplanmasıyla solunum yolu iltihabına neden oldu.</p>
</blockquote>

<p>Çalışma, yaygın şekilde maruz kalınan bir alerjen olan zaylan poleniyle birleştiğinde iltihabın daha da şiddetlendiği konusunda uyardı.</p>

<p>Bilim insanları, PET parçacıklarının iltihabı şiddetlendirdiğini ve vücudun alerjene karşı savunma tepkisini etkilediğini buldu.</p>

<p>Viyana Tıp Üniversitesi'nden, çalışmanın yazarlarından Michelle Epstein, "Çalışmamız, PET mikroplastiklerin vücutta pasif şekilde bulunmakla kalmadığını, aynı zamanda alerjik reaksiyonlarla iltihabın gelişmesinde ve şiddetlenmesinde rol oynayan bağışıklık tepkilerini bilfiil etkilediğini gösteriyor" dedi.</p>

<p>Araştırmacılara göre çalışma, mikroplastiklerin olası immünolojik etkilerine ilişkin önemli bilgiler sağlıyor.</p>

<p>Günümüzde şehirlerde havadaki PET yoğunluğunun metreküp başına yaklaşık 135-158 nanograma ulaştığı bildiriliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, bir yetişkinin günde yaklaşık 10-20 metreküp hava soluduğu varsayılırsa, bunun yaklaşık 1-3 mikrogram mikroplastik solunmasına karşılık gelebileceğini söylüyor.</p>

<p>"Bu bulgular bir araya getirildiklerinde, PET mikroplastikleri doz ve bağlama bağlı olarak solunum yolu iltihabını ve bağışıklık tepkilerini değiştiren biyolojik açıdan aktif parçacıklar diye tanımlanıyor" diye yazdılar.</p>

<p>Sonuçlar fare modellerinden elde edildi ve doğrudan insanlara uygulanamayabilir ancak bilim insanları mikroplastiklerin sağlık ve çevre üzerindeki yükünün daha sonraki çalışmalarda incelenmesini umuyor.</p>

<p>Araştırmacılar, "Bu bulgular, bağışıklık uç noktalarının dahil edilmesini desteklerken, gerçek dünya maruz kalma senaryolarına dikkatli bir şekilde genelleme yapılması gerektiğinin altını çiziyor" diye yazdı.</p>

<p>"Özetle, PET mikroplastikleri akciğerde kalıcıdır, solunum yolu iltihabına neden olur ve doz, zamanlama ve bağlama bağlı bir şekilde bağışıklık tepkilerini değiştirir" sonucuna vardılar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/mikroplastiklerle-alerji-arasindaki-baglanti-belirlendi</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/06/1372728-934097713.jpg" type="image/jpeg" length="19265"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurban Bayramı'nda aşırı et tüketimi sağlık sorunlarını tetikleyebilir]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/kurban-bayraminda-asiri-et-tuketimi-saglik-sorunlarini-tetikleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/kurban-bayraminda-asiri-et-tuketimi-saglik-sorunlarini-tetikleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurban Bayramı’nda aşırı şekilde kırmızı et ve ağır yemek tüketiminin kolesterol, ürik asit ve tansiyon değerlerini olumsuz etkileyerek kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'nden Prof. Dr. Murat Akarsu, AA muhabirine, bayram döneminde metabolik dengeyi korumanın temel kuralının porsiyon kontrolü ve öğün çeşitliliğini sağlamak olduğunu söyledi.</p>

<p>Günlük protein alımının vücut ağırlığının kilogramı başına 0,8-1 gram standardına uygun şekilde sınırlandırılması gerektiğini belirten Akarsu, bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlanmasının önemli olduğunu, öğünlerde aşırı et tüketiminden kaçınılması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p>Prof. Dr. Akarsu, kurban etlerinin kuyruk ve iç yağından ayrılması gerektiğini, ilk gün etlerin sert olacağı için mutlaka buzdolabında dinlendirilmesinin önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p>Et tüketilirken öğünlerde posa dengesini sağlayacak sebzeli ve sulu yemeklerin tercih edilmesinin daha sağlıklı olacağına dikkati çeken Akarsu, bayramda artan protein tüketimi nedeniyle günlük sıvı alımının da ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>"Kırmızı etin aşırı tüketimi hazımsızlık, kabızlık ve reflüyü tetikler"</h2>

<p>Prof. Dr. Akarsu, protein metabolizmasının oluşturduğu üre ve ürik asit gibi yıkım ürünlerinin böbreklerden rahatlıkla atılabilmesi için günlük sıvı tüketiminin minimum 2-2,5 litre su olacak şekilde planlanması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Kırmızı etin doymuş yağ ve kolesterol açısından oldukça zengin bir kaynak olduğunun altını çizen Akarsu, "Kırmızı etin aşırı tüketimi gastrointestinal sistemi zorlayarak hazımsızlık, kabızlık ve reflüyü tetikler." dedi.</p>

<p>Aşırı et tüketiminin uzun vadede damar sertliği riskini artırabileceğini dile getiren Akarsu, "Kırmızı et tüketimi uzun vadede 'LDL kolesterol ve trigliserid' dediğimiz non-HDL kolesterol değerlerini yükselterek ateroskleroz riskini artırır. Kırmızı ette bulunan yüksek pürin miktarı ürik asit seviyelerini yükseltebilir, akut gut hastalığı ataklarına yol açabilir. Protein yıkımıyla oluşan ve idrara atılan atıklar böbreklere binen yükü artırır." diye konuştu.</p>

<p>Yeni kesilen kurban etinin hemen tüketilmesinin doğru olmadığına işaret eden Akarsu, bu hayvanların kas dokusunda "rigor mortis" olarak adlandırılan ölüm sertliği meydana geldiğini söyledi.</p>

<p>Bu aşamada etteki depo karbonhidratların laktik aside dönüştüğünü, etin pH seviyesinin düştüğünü ifade eden Akarsu, ölüm sertliği sürecindeki etin hemen tüketilmesinin sindirimi son derece zorlaştırdığını, karında şişkinlik, kramp ve hazımsızlık gibi akut gastrointestinal problemlere yol açabileceğini belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Akarsu, kesilen etlerin öncelikle güneş görmeyen, serin bir ortamda birkaç saat bekletildikten sonra buzdolabında en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Kurban etlerini pişirmenin en sağlıklı yöntemlerin haşlama, fırınlama ve ızgara gibi yağ eklenmesine gerek olmayan teknikler olduğunu anlatan Akarsu, etin kendi yağıyla pişebilecek nitelikte olduğunu, pişirme sırasında ilave tereyağı veya kuyruk yağı eklenmemesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Prof. Dr. Akarsu, mangal yapılırken etin doğrudan ateşe temas ettirilmesinin sağlık açısından risk oluşturduğunu, yağların ateşe damlaması sonucu polisiklik aromatik hidrokarbonlar ve heterosiklik aminler gibi kanserojen bileşiklerin ortaya çıkabileceğini dile getirdi.</p>

<p>Bayram sofralarında etin yanında tüketilecek besinlerin de önemli olduğuna dikkati çeken Akarsu, kırmızı etin yüksek oranda demir içerdiğini ancak C vitamini barındırmadığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Akarsu, demir emilimini artırmak için etin yanında mutlaka C vitamini açısından zengin yeşil yapraklı sebzeler, limonlu salatalar ve turunçgiller tüketilmesi gerektiğinin, tam tahıllar, yüksek lifli sebzeler ve yoğurt, ayran, cacık gibi probiyotik içerikli gıdaların bağırsak hareketlerini desteklediğinin altını çizdi.</p>

<p>Hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalarının bayram döneminde daha dikkatli olması gerektiğinden bahseden Akarsu, hipertansiyon hastalarının pişirme sırasında tuzu minimum düzeyde tutması gerektiğini aktardı.</p>

<p>Bu hastalarda sakatat tüketiminin önerilmediğini dile getiren Akarsu, kalp hastalarının yağlı etlerden, kuyruk yağından ve sakatatlardan uzak durması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Akarsu, diyabet hastalarının ise kurban etinin yanında karbonhidrat yükünü artıracak pilav, börek ve beyaz ekmek yerine bulgur, karabuğday veya sebze garnitürlerini tercih etmeleri gerektiğini anlattı.</p>

<p>Bayramda sindirim sorunları yaşamamak için et tüketiminin akşam yerine öğleye kaydırılması gerektiğine işaret eden Akarsu, lokmaların iyi çiğnenmesinin ve yemeklerden sonra hafif yürüyüş yapılmasının sindirim sistemi açısından olumlu etkiler oluşturduğunu söyledi.</p>

<p>Bayram ziyaretlerinde tüketilen şerbetli tatlılar, lokumlar ve bayram şekerlerinin yüksek glisemik indeksleri nedeniyle ani insülin salınımına yol açabileceği bilgisini veren Akarsu, bunların tüketim sıklığı ve porsiyonunun minimum düzeyde tutulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Sütlü ve meyve tatlılarının daha uygun seçenekler olduğunu vurgulayan Akarsu, tatlı tüketiminin ana öğünün hemen ardından değil, birkaç saat sonraki ara öğünlerde yapılmasının kan şekeri kontrolü açısından daha doğru olacağını sözlerine ekledi.</p>

<h2>"Kontrolsüz ve aşırı kırmızı et tüketimi vücudu ağır bir mikroskobik stres altına sokar"</h2>

<p>Aynı hastanenin Kardiyoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Bilal Çuğlan ise Kurban Bayramı'nda ani beslenme değişikliklerinin kardiyovasküler sistemde ciddi yük oluşturabileceğini söyledi.</p>

<p>Bayram dönemlerinde sabahın erken saatlerinde ağır et yemekleriyle başlayan beslenme alışkanlıklarının gün boyu protein ve yağ yüklemesine dönüştüğünü belirten Çuğlan, sağlıklı bir bayram geçirmek için güne mutlaka hafif, lif ve antioksidan oranı yüksek kahvaltıyla başlanması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Doç. Dr. Çuğlan, zeytin, peynir, bol yeşillik ve tam tahıllı ekmekten oluşan geleneksel kahvaltının tercih edilmesi, kırmızı et tüketiminin günün sadece tek bir ana öğününe ve mümkünse öğle saatlerine sabitlenmesi gerektiğini anlattı.</p>

<p>Günlük sıvı tüketiminin hayati önem taşıdığını, fazla protein alınması nedeniyle böbreklerin yükünün arttığını ifade eden Çuğlan, şöyle devam etti:</p>

<p>"Akşam saatlerinde tüketilen yüksek kalorili ve ağır proteinli gıdalar geceleri kan basıncında görülmesi beklenen doğal düşüşü zorlaştırabilir. Bu durum kalbin gece boyunca dinlenmesini engelleyerek kardiyovasküler olayların artmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca kontrolsüz ve aşırı kırmızı et tüketiminin damarlardan böbreklere kadar tüm vücudu ağır bir mikroskobik stres altına sokar. Bayram sofralarında yapılacak tek öğünlük aşırı kaçamak dahi kronik hastalarda ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebilir."</p>

<p>Bayramın sağlık sorunlarıyla gölgelenmemesi gerektiğini dile getiren Çuğlan, bu dönemde de porsiyon kontrolünün korunması, ilaç düzeninin bozulmaması ve fiziksel hareketin artırılması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/kurban-bayraminda-asiri-et-tuketimi-saglik-sorunlarini-tetikleyebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 27 May 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/05/thumbs-b-c-6a2e04c2e5b19fb9687b16c2d32a214f.jpg" type="image/jpeg" length="22727"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: Kongo’da 900'den fazla şüpheli Ebola vakası görüldü]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/dso-kongoda-900den-fazla-supheli-ebola-vakasi-goruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/dso-kongoda-900den-fazla-supheli-ebola-vakasi-goruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (KDC) şu ana kadar 900'den fazla şüpheli Ebola vakası tespit edildiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ghebreyesus, X medya platformundan KDC'deki Ebola salgınına ilişkin paylaşımda bulundu.</p>

<p>KDC'deki Ebola müdahalesinde gözetim çalışmalarının artırıldığına işaret eden Ghebreyesus, "Şu ana kadar 101'i doğrulanmış vaka olmak üzere 900'den fazla şüpheli vaka tespit edildi." bilgisini verdi.</p>

<p>Ghebreyesus, salgının merkez üssü olan Ituri eyaletinde yaklaşık 5 milyon kişinin devam eden çatışmaların ortasında yaşadığına dikkati çekerek, her 4 kişiden 1'inin insani yardıma ihtiyaç duyduğunu ve her 5 kişiden 1'inin ülke içinde yerinden edildiğini vurguladı.</p>

<p>Şiddetin, sağlık ve insani yardım çalışanları dahil insanları kaçmaya zorladığına değinen Ghebreyesus, "Bu durum, Ebola temas takibini artırma ve enfeksiyonları destekleyici bakım sağlayacak kadar erken tespit etme çabalarını ciddi şekilde engelliyor. Devam eden güvensizlik ve korku da topluluklar içinde güvensizliği körüklüyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Ghebreyesus, DSÖ ve sağlık alanındaki ortaklarının ulaşılması en zor ve en güvensiz bölgeler de dahil, Ituri genelinde varlıklarını sürdürdüğünün altını çizerek, toplulukların Ebola tehdidinin yanı sıra çok çeşitli hastalıklarla da karşı karşıya olduğunu kaydetti.</p>

<p>- Ebola salgını KDC'de yeniden görüldü</p>

<p>KDC'nin doğusundaki Ituri eyaletinde açıklanan 246 şüpheli vaka ve 65 ölümün ardından ülkede 15 Mayıs'ta Ebola salgını ilan edilmişti.</p>

<p>DSÖ, 17 Mayıs'ta Ebola salgını nedeniyle uluslararası halk sağlığı acil durumu ilan etmişti.</p>

<p>Sağlık yetkililerine göre mevcut salgın, nadir bir Ebola varyantı olan "Bundibugyo" virüsünden kaynaklanıyor ve onaylanmış bir tedavisi veya aşısı bulunmuyor.</p>

<p>- Ebola, Afrika'da binlerce kişinin ölümüne neden oldu</p>

<p>Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976'da Sudan'ın Nzara ve KDC'nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı salgınlarla ortaya çıktı.</p>

<p>KDC'deki salgın, Ebola Nehri yakınında bir köyde başladığı için hastalığa bu nehrin adı verildi.</p>

<p>Ebola virüsü, Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayıldı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 yıllarında görülen salgında 30 bin kişiye virüs bulaştı ve hastaların 11 binden fazlası öldü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/dso-kongoda-900den-fazla-supheli-ebola-vakasi-goruldu</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 18:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/05/1779701183873-x-b-yzfony.jpg" type="image/jpeg" length="23994"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her gün dana eti yemek sanıldığı kadar sağlığa zararlı olmayabilir]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/her-gun-dana-eti-yemek-sanildigi-kadar-sagliga-zararli-olmayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/her-gun-dana-eti-yemek-sanildigi-kadar-sagliga-zararli-olmayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[36 milyondan fazla Amerikalının Tip 2 diyabeti var]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Her gün dana eti yemek geçmişte düşünüldüğü kadar zararlı olmayabilir.</p>

<p>Kırmızı et uzun zamandır kalp hastalığı ve Tip 2 diyabet gibi kardiyometabolik sağlık riskleriyle ilişkilendiriliyor. Bu rahatsızlıklar, 36 milyondan fazlası Tip 2 diyabetli olmak üzere 160 milyonu aşkın Amerikalıyı etkiliyor.</p>

<p>Bununla birlikte Indiana Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, her gün 170-200 gram dana eti (bir antrikota yakın bir porsiyon) tüketmenin Tip 2 diyabet için risk faktörlerini etkilemediğini söylüyor.</p>

<p>Indiana Üniversitesi Bloomington Halk Sağlığı Okulu'nda misafir öğretim üyesi olan Kevin Maki yaptığı açıklamada, "Bu altın standart randomize kontrollü çalışmanın sonuçları, sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olarak tüketildiğinde dana eti yemenin kalp sağlığını desteklediğini ve kan şekeri regülasyonu veya iltihaplanma ölçümlerini olumsuz etkilemediğini gösteren mevcut bilimsel kanıtlara yenilerini ekliyor" dedi:</p>

<blockquote>
<p>Dana eti sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olarak tüketildiğinde temel beslenme boşluklarını doldurmaya yardımcı olur ve kümes hayvanlarına kıyasla kardiyometabolik risk profilini olumsuz etkilemez.</p>
</blockquote>

<p>18-74 yaşlarındaki 7 kadın ve 17 erkekten oluşan prediyabetli yetişkinlerde yapılan deney, oldukça küçük çaplı.</p>

<p>Araştırmacılar ilk olarak insülin ve glukagon hormonlarının yanı sıra pankreasta insülin üreten beta hücrelerinin seviyelerini ölçtü.</p>

<p>Tip 2 diyabet genellikle vücut, pankreas tarafından üretilen, kan şekeri seviyelerini düzenleyen ve hücrelerin enerji için kan şekerini kullanmasını sağlayan bir hormon olan insüline direnç gösterdiğinde meydana gelir.</p>

<p>Beta hücrelerinin işlevindeki kademeli bozulma da prediyabetin Tip 2 diyabete dönüştüğünün bir başka göstergesidir.</p>

<p>Daha sonra katılımcılar her biri 85-100 gram pişmiş dana veya kümes hayvanı eti içeren iki öğün yemeği 28 günlük bir süre boyunca her gün yedi.</p>

<p>Sunulan yemekler arasında fajita, güveç, hamburger, burrito ve stir fry yöntemiyle yapılmış kızartma vardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>28 günlük bir aradan sonra tekrar aynı sürece girdiler.</p>

<p>Bu dönemlerden sonra beta hücre fonksiyonu veya insülin duyarlılığı açısından herhangi bir fark görülmedi.</p>

<p>Illinois Teknoloji Enstitüsü'nden gıda bilimi ve beslenme dersleri veren Indika Edirisinghe, "Çalışma bulguları, kümes hayvanlarına kıyasla, düzenli dana eti tüketiminin risk altındaki prediyabetik popülasyondaki metabolik veya enflamatuar risk faktörlerini olumsuz etkilemediğini gösteriyor" dedi.</p>

<p>Araştırma, çalışmaya dahil olmayan Ulusal Sığır Yetiştiricileri Derneği (National Cattlemen’s Beef Association) tarafından finanse edildi.</p>

<p>Sonuçları, Trump yönetiminin hayvansal proteini besin piramidinin tepesine yerleştiren beslenme yönergelerini yayımlamasından kısa süre sonra açıklandı.</p>

<p>Sorumlu Tıp İçin Doktorlar Komitesi (Physicians Committee for Responsible Medicine), bu kılavuzun yazarlarından üçünün dernekle mali ilişkileri olduğunu bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/her-gun-dana-eti-yemek-sanildigi-kadar-sagliga-zararli-olmayabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/05/1372164-1838847502.jpeg" type="image/jpeg" length="65309"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ'ye göre, küresel sağlık alanındaki kazanımlar tersine dönme tehdidiyle karşı karşıya]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/dsoye-gore-kuresel-saglik-alanindaki-kazanimlar-tersine-donme-tehdidiyle-karsi-karsiya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/dsoye-gore-kuresel-saglik-alanindaki-kazanimlar-tersine-donme-tehdidiyle-karsi-karsiya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), küresel sağlık alanında son yıllarda birçok gelişme yaşanmasına rağmen, elde edilen kazanımların tersine dönme tehdidiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>DSÖ, "Dünya Sağlık İstatistikleri 2026" başlıklı raporunu yayımladı.</p>

<p>Raporda, son 10 yılda küresel sağlık alanında önemli gelişmelerin kaydedildiğine, milyonlarca insanın daha iyi önleme, tedavi ve temel hizmetlere erişimden faydalandığına işaret edilirken, bu alanda yaşanan kazanımların tersine dönme tehdidiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.</p>

<p>"Süregelen ve ortaya çıkan zorluklar, dünyanın 2030'a kadar sağlıkla ilgili sürdürülebilir kalkınma hedeflerinden herhangi birine ulaşma yolundan hala uzak olduğu anlamına geliyor." ifadesine yer verilen raporda, gelişmeleri korumak için, daha güçlü ve verilere dayalı sağlık sistemlerine yönelik acil önlemler alınması gerektiği kaydedildi.</p>

<p>Raporda, "Dünya sağlık hedeflerine ulaşmada yetersiz kalıyor. İlerleme düzensiz, yavaşlıyor ve bazı alanlarda geriye doğru gidiyor." uyarısı yapıldı.</p>

<p>Raporda, 2010 ile 2024 arasında yeni HIV enfeksiyonlarında yüzde 40'lık düşüş yaşandığına işaret edilerek, buna rağmen 2024'te dünya genelinde 1,3 milyon kişide HIV görüldüğü aktarıldı.</p>

<p>Hem tütün kullanımı hem de alkol tüketiminin 2010'dan bu yana azaldığı belirtilen raporda, "Göz ardı edilen tropikal hastalıklar nedeniyle müdahaleye ihtiyaç duyan insan sayısı 2010 ile 2024 arasında yüzde 36 azaldı." bilgisi verildi.</p>

<p>Sağlık sonuçlarını şekillendiren hizmetlere erişimin 2015 ile 2024 arasında hızla genişlediği kaydedilen raporda, "Bu dönemde 961 milyon kişi güvenli bir şekilde yönetilen içme suyuna, 1,2 milyar kişi sanitasyona, 1,6 milyar kişi temel hijyene ve 1,4 milyar kişi temiz pişirme çözümlerine erişim sağladı." ifadeleri kullanıldı.</p>

<p>Raporda, DSÖ Afrika Bölgesi'nin HIV'de yüzde 70 ve tüberkülozda yüzde 28 ile küresel ortalamadan daha hızlı azalma sağladığı hatırlatılarak, Güneydoğu Asya Bölgesi'nin de sıtmada düşüş konusunda 2025 hedefine ulaşma yolunda ilerlediği vurgulandı.</p>

<p>Buna karşın zorlukların devam ettiği belirtilen raporda, şunlar kaydedildi:</p>

<p>"Sıtma vakaları 2015'ten bu yana yüzde 8,5 artarak dünyayı küresel hedeflerden daha da uzaklaştırdı. Önlenebilir riskler sağlığı baltalamaya ve ilerlemeyi yavaşlatmaya devam ediyor. Üreme çağındaki kadınların yüzde 30,7'sini etkileyen anemi, son 10 yılda hiçbir iyileşme göstermedi. 5 yaş altı çocuklarda aşırı kiloluluk oranı 2024'te yüzde 5,5'e ulaştı. Kadınlara yönelik şiddet yaygınlığını koruyor ve dünya genelinde her 4 kadından 1'i eş şiddetine maruz kalıyor. Bu kalıcı riskler, daha güçlü önleme ve sosyal koruma politikalarına acil ihtiyaç olduğunu vurguluyor."</p>

<p>Küresel nüfusun 4'te 1'inin sağlık maliyetlerinden kaynaklanan zorluklarla karşı karşıya kaldığına işaret edilen raporda, 2022'de 1,6 milyar kişinin yaptığı sağlık harcamaları nedeniyle yoksulluk içinde yaşadığı vurgulandı.</p>

<p>- Çocukluk çağı aşılama kapsamı hedef seviyenin altında</p>

<p>Raporda, çocukluk çağı aşılama kapsamının hedef seviyenin altında kalmaya devam ettiğine ve bağışıklık açıklarının salgınlara katkıda bulunduğuna değinildi.</p>

<p>5 yaş altı ölüm oranlarının yüzde 51 azalmasına karşın birçok ülkenin hedefin gerisinde olduğu hatırlatılan raporda, "Bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölümlerin azaltılmasında kaydedilen ilerleme 2015 yılından bu yana önemli ölçüde yavaşladı." ifadesi kullanıldı.</p>

<p>Kovid-19 salgınının, küresel sağlık sistemlerindeki kırılganlıkları daha da ortaya çıkardığının altı çizilen raporda, "(Pandemi) 2020 ile 2023 arasında, dolaylı ölümler de dahil tahmini 22,1 milyon fazla ölümle ilişkilendirildi. Bu, resmi olarak bildirilen Kovid-19 ölümlerinin sayısının 3 katından fazla. Bu durum, pandeminin küresel etkisinin boyutunu ortaya koyuyor ve yaşam beklentisindeki 10 yıllık kazanımları tersine çevirerek, iyileşmenin bölgeler arasında eksik ve dengesiz kaldığını gösteriyor." değerlendirmesinde bulunuldu.</p>

<p>- Ülkelerin yalnızca yüzde 18'i DSÖ'ye ölüm verilerini bildirdi</p>

<p>Raporda, 2025 sonu itibarıyla ülkelerin yalnızca yüzde 18'inin bir yıl içindeki ölüm verilerini DSÖ'ye bildirdiği ve neredeyse 3'te 1'inin hiç ölüm nedeni verisi bildirmediği belirtildi.</p>

<p>Küresel sağlık çabaları sonuç veriyor olsa da ilerlemenin kırılgan ve yetersiz olduğu vurgulanan raporda, 2030 sağlık hedeflerine doğru ilerlemeyi yenilemek için acilen hızlandırılmış eyleme, daha güçlü sağlık sistemlerine ve iyileştirilmiş verilere ihtiyaç duyulduğunun altı çizildi.</p>

<p>- "Bu veriler hem ilerlemeyi hem de süregelen eşitsizliği anlatıyor"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Raporda görüşlerine yer verilen DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, "Bu veriler hem ilerlemeyi hem de süregelen eşitsizliği anlatıyor. Birçok insan, sağlıklı bir yaşam için temel koşullardan hala mahrum bırakılıyor." ifadesini kullandı.</p>

<p>Ghebreyesus, "Daha güçlü, daha adil sağlık sistemlerine, dayanıklı sağlık veri sistemleri de dahil yatırım yapmak, eylemi hedeflemek, boşlukları kapatmak ve hesap verebilirliği sağlamak için şart." değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/dsoye-gore-kuresel-saglik-alanindaki-kazanimlar-tersine-donme-tehdidiyle-karsi-karsiya</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 21:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/05/1779557926844thumbs-b-c-da7f188c16d0a71f5e1e5ee4da8d90f4.jpg" type="image/jpeg" length="12266"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağır astım hastalarında gözden kaçan tehlike]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/agir-astim-hastalarinda-gozden-kacan-tehlike</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/agir-astim-hastalarinda-gozden-kacan-tehlike" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, şiddetli solunum güçlüğü çeken çoğu kişinin osteoporoz, egzama ve kronik sinüzit gibi başka sağlık sorunlarından da muzdarip olduğunu ortaya koydu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir çalışmada doktorlar, şiddetli astıma sahip çoğu kişinin osteoporoz, egzama ve kronik sinüzit gibi genellikle gözden kaçan sağlık sorunlarından da muzdarip olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Astım hastalarının yüzde 10 kadarı, öksürük, hırıltı, nefes darlığı ve göğüs sıkışması gibi şiddetli semptomlar geliştiriyor ve bu belirtiler kortikosteroidler gibi antiinflamatuar ilaçlarla bile tamamen kontrol altına alınamıyor.</p>

<p>Avrupa Solunum Derneği Klinik Araştırma İşbirliği'nden klinisyenler tarafından The Lancet Regional Health Europe adlı akademik dergide yayımlanan çalışmaya göre, tedavi edilmesi zor astımdaki "kalıpların daha derinlemesine anlaşılması", bu durumdan en çok etkilenen hastalar için daha etkili bir tedavilerin önünü açabilir.</p>

<p>Bu örüntülerden biri de ağır astım hastalarının sıklıkla yaşadığı uzun süreli sağlık sorunlarını belirlemek.</p>

<p>11 Avrupa ülkesindeki 2700 hastadan toplanan verileri analiz eden klinisyenler, neredeyse hepsinin en az bir başka önemli sağlık sorunundan, çoğununsa üç veya daha fazla sağlık sorunundan muzdarip olduğunu buldu.</p>

<p>Araştırmacılar, özellikle hasta gruplarında tutarlı bir şekilde ortaya çıkan üç farklı semptom profili belirledi.</p>

<p>Ağır astım hastalarının büyük kısmı, steroid tedavilerinin neden olduğu kilo artışıyla birlikte yüksek oranda osteoporoz bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçoğu ayrıca saman nezlesi veya rinitin yanı sıra egzama ve solunum yollarında burun polipi adı verilen oluşumlarla birlikte kronik sinüzit bildirdi.</p>

<p>Çalışmaya katılan, Southampton Üniversitesi'nden solunum tıbbı profesörü Ramesh Kurukulaaratchy, "Bulduğumuz örüntüler, astımın ne kadar iyi kontrol edildiği, atakların ne sıklıkla meydana geldiği ve gerekli tedavilerle bağlantılıydı" dedi.</p>

<blockquote>
<p>Bu örüntüleri daha iyi anlamak, sadece astımın ötesine bakmamıza ve ağır astımla yaşayanlar için bakımı iyileştirmemize yardımcı olacaktır.</p>
</blockquote>

<p>Klinisyenler, bulguların daha etkili ve kişiye özel astım bakımının önünü açabileceğini söyledi.</p>

<p>"Obezite özellikle dikkat gerektiriyor" dediler ve steroid kaynaklı kilo artışıyla bağlantılı göründüğünü belirttiler.</p>

<p>Eş zamanlı olarak ortaya çıkan ciddi rahatsızlıkların birçoğunun steroid kullanımıyla bağlantılı görünmesi nedeniyle doktorlar, "şiddetli astım tedavisinde oral steroid bağımlılığının ortadan kaldırılması gerektiği" görüşünü savundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/agir-astim-hastalarinda-gozden-kacan-tehlike</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 22:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/05/1371991-681193605.jpg" type="image/jpeg" length="45210"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kongo’da Ebola salgını… DSÖ: “Durum son derece endişe verici”]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/kongoda-ebola-salgini-dso-durum-son-derece-endise-verici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/kongoda-ebola-salgini-dso-durum-son-derece-endise-verici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) Temsilcisi Anne Ancia, KDC'de görülen Ebola salgınıyla ilgili durumun "son derece endişe verici" olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Ancia, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısına çevrim içi katılarak değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>KDC ve Uganda'da Bundibugyo virüsüne bağlı olarak görülen Ebola salgınına işaret eden Ancia, KDC hükümetinin, Ituri eyaletinde 8 vakanın doğrulanmasının ardından 15 Mayıs'ta salgın ilan ettiğini hatırlattı.</p>

<p>Ancia, 12 Mayıs'tan bu yana Ituri'de olduklarını ve yetkililerle görüştüklerini aktararak, "Durum son derece endişe verici. Bu Ebola türü için ruhsatlı bir aşı veya tedavi bulunmuyor ancak destekleyici bakım hayat kurtarıcı." dedi.</p>

<p>Enfeksiyon sayısı ve virüsün ne kadar yayıldığı konusunda önemli bir belirsizlik olduğuna değinen Ancia, 19 Mayıs itibarıyla Sağlık Bakanlığı tarafından 130'u "şüpheli ölüm" olmak üzere 500'den fazla "şüpheli vaka" bildirildiğini söyledi.</p>

<p>Eksiklikleri belirlemek ve gidermek için çalıştıklarının altını çizen Ancia, gözetim, temas takibi, test, klinik bakım ve sınır ötesi hazırlıkların ölçeklendirilmesini desteklediklerini vurguladı.</p>

<p>Ancia, "Hangi aday aşıların veya tedavilerin mevcut olduğunu ve bunlardan herhangi birinin bu salgında kullanılıp kullanılamayacağını inceliyoruz. DSÖ Teknik Danışma Grubu, hangi potansiyel aşılara öncelik verilmesi gerektiği konusunda daha fazla tavsiye sunmak üzere bugün toplanacak." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KDC Hükümet Sözcüsü Patrick Muyaya, Ebola salgınında vaka sayısının 435'e, hayatını kaybedenlerin sayısının ise 118'e yükseldiğini bildirmişti.</p>

<p>DSÖ, KDC ve Uganda'daki Ebola salgınının, uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumunu oluşturduğunu ancak pandemi acil durumu kriterlerini karşılamadığını belirtmişti.</p>

<p>- Ebola, Afrika'da binlerce kişinin ölmesine neden oldu</p>

<p>Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976'da Sudan'ın Nzara ve KDC'nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı salgınlarla ortaya çıkmıştı. KDC'deki salgın, Ebola Nehri yakınında bir köyde başladığı için hastalığa bu nehrin ismi verilmişti.</p>

<p>Ebola virüsü, Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayılmıştı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 döneminde görülen salgında 30 bin kişiye virüs bulaşmış ve hastaların 11 binden fazlası ölmüştü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/kongoda-ebola-salgini-dso-durum-son-derece-endise-verici</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 19:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/05/1779260313002image770x420cropped.jpg" type="image/jpeg" length="64478"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kongo'da ebola salgını: Ölü sayısı 118'e yükseldi]]></title>
      <link>https://www.kibrismanset.com/kongoda-ebola-salgini-olu-sayisi-118e-yukseldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kibrismanset.com/kongoda-ebola-salgini-olu-sayisi-118e-yukseldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki (KDC) Ebola salgınında ölü sayısı 118’e yükseldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KDC hükümet sözcüsü Patrick Muyaya Ituri eyaletindeki Nyankunde bölgesiyle Kuzey-Kivu eyaletindeki Katwa bölgesinin de salgından etkilendiğini duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Katwa’da iki, Kuzey-Kivu eyaletinin merkezi Goma’daysa bir doğrulanmış vaka tespit edildi.</p>

<p>Ebola salgınında vaka sayısı 435’e ölü sayısıysa 118’e yükseldi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 17 Mayıs’ta KDC ve Uganda’daki Ebola salgınının uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumunu oluşturduğunu fakat pandemi acil durumu kriterlerini karşılamadığını duyurmuştu.</p>

<p>Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (Africa CDC) salgının risk seviyesini KDC için <strong>‘çok yüksek’</strong>, Doğu Afrika için <strong>‘yüksek’</strong>, kıta geneli için de <strong>‘orta’</strong> olarak sınıflandırdı.</p>

<h3>Ebola hastalığı</h3>

<p>Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976’da Sudan’ın Nzara ve KDC’nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı salgınlarla ortaya çıkmıştı.</p>

<p>KDC’deki salgın, Ebola Nehri yakınında bir köyde başladığı için hastalığa bu nehrin ismi verilmişti.</p>

<p>Ebola virüsü Aralık 2013’te Batı Afrika’da yayılmıştı. Gine, Liberya ve Sierra Leone’de 2014-2017 döneminde görülen salgında 30 bin kişiye virüs bulaşmış ve hastaların 11 binden fazlası ölmüştü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.kibrismanset.com/kongoda-ebola-salgini-olu-sayisi-118e-yukseldi</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 22:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kibrismansetcom.teimg.com/crop/1280x720/kibrismanset-com/uploads/2026/05/2026-05-19-ebola-aa.webp" type="image/jpeg" length="73566"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
