GARANTÖRLÜK VE EŞİT ORTAKLIK TARTIŞMALARI SÜRÜYOR; GARANTÖRLÜK YOKSA EŞİT ORTAKLIĞIN MANASI YOKTUR…

1960’da tesis edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Türkleri eşit ortaktı.Rum tarafı daha ilk günden bunu içine sindirememişti. Özellikle Türk tarafının veto hakkı Rumun Enosis emeline en büyük engeldi. Makarios’un 13 maddelik Anayasa değişiklik önerisi Türk tarafınca kabul görmeyince Rum silaha sarıldı; Akritas Planı devreye sokuldu ve 1963 olayları başladı, ertesinde de 1964-74 arasında EOKA terörü adayı cehenneme çevirdi.Türk tarafı ortaklık hükümetinden dışlandı ve Kıbrıs Cumhuriyeti yıkıldı,meşru idare artık Rum Yönetimi oldu.1963-74 arasında Rum tarafının Enosis girişimleri Türkiye’nin Garantörlük ve tek yanlı müdahale hakkı nedeniyle engellenebildi.Tek başına eşitliğimizin işe yaramadığı, canımızı, malımızı,mülkümüzü ve topyekun yokolmamızı Türkiye’nin garantörlük hakkına borçlu olduğumuz ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Akıncı uzunca bir süredir olası bir anlaşmada Kıbrıs Türkünün siyasi eşitliğini ön plana çıkarmakta ve Kıbrıs Türkünün eşit ortak olmayacağı bir düzenin kurulamayacağını söylemektedir. Eşitliğimiz önemlidir,hayatidir.Ne var ki masa başında Rum tarafına yaptığı öneriler,medyaya sızdığı şekliyle, siyasi eşitliğimizi tam olarak teminat altına almaya yeterli değildir;tersine Rum tarafının egemen olacağı bir düzenin kurulmasını öngermektedir.Güvenliğimiz teminat altına  alınmadan sadece  eşitliğimizin sağlandığı bir düzende Kıbrıs Türkü felakete sürüklenecek,yokolup gidecektir.Akıncı’nın tavizlere dayalı ve tehlikeli siyasetini bu nedenle tasvip etmemekte ve izlediği yolu değiştirmesi gerektiğini yazıp,söylemekteyiz.Bunu yapmamakta diretmesi halinde ise Kıbrıs türk halkının kenisini ilk seçimde,aday olacak yüz bulması halinde,tasfiye edeceğinden hiç kimsenin kuşkusu olmayacağını,Kıbrıs Türküne zaman kaybettirmemesi ve önünü açması için de zaman kaybettirmeden işgal ettiği makamı bırakmasının demokrasi adına en uygun yöntem olacağına vurgu yapıyoruz.

SİYASİ EŞİTLİĞİMİZ İLE İLGİLİ AKINCININ YANLIŞLARI

Müzakerelerde 1960 anlaşmalarında elde ettiğimiz ve siyasi eşitliğimizin güvencesi olan VETO hakkımızdan, Bakanlar Kurulu ve Mecliste kararların alınması için şart olan ayrı oy çoğunluğu hakkımızdan, Meclis’teki 70/30 oranındaki temsiliyet hakkımızdan vazgeçilmiştir.Akıncı 75’e-25 oranını kabul etmiş, kararların alınması için Bakanlar kurulunda 1 Türkün, Mecliste ise 3 Türkün onayını yeterli bulmuştur.Anlayacağınız Kıbrıs Türkünün siyasi eşitliği özellikle VETO hakkımızdan vazgeçilmesi nedeniyle ayaklar altına alınmıştır.Rum tarafı Dönüşümlü Başkanlık için çapraz oylama gibi saçma sapan bir karşı öneri getirmiştir ki bunu Kabul etmek de doğru değildir.

ANASTASİADİS TÜRK TARAFININ SİYASİ EŞİTLİĞİNE KARŞIDIR

Faşist Rum lider Anastasiadis yaptığı birçok açıklamada sayıca azınlık olan Türklerle siyasi eşitliğe dayalı yeni bir ortaklık kurulmasının adil ve sürdürülebilir olmadığını açıklamıştır.Rum tarafının  eşitlikten anladığı Kıbrıs vatandaşları olarak gördüğü Kıbrıs Türklerinin Anayasa tarafından teminat altına alınmış bireysel eşitliğidir.Ayrı bir halk olarak eşitliğimizi Kabul etmeyen Anastasiadis,Türklerin azınlık haklarıyla üniter yapıdaki sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yamalanmalarını öngören bir anlaşma istemektedir.Anastas açıkça bize azınlıksınız darken,Akıncı bunu anlamamazlığa getirmekte ve ille de federal birleşik bir düzen kuracağım diye diretmektedir.Karşı çıktığımız bu köhnemiş,gaflet içindeki mantıktır.

GARANTÖRLÜK ÜZERİNDE MANİPÜLATİF TARTIŞMALAR YAPILIYOR

Garantörlük konusunu iyice etüd etmeden,anlamadan konuşan ve tartışma yaratmaya,manipülasyon yapmaya çalışanlar vardır.Konuya ideolojik yaklaşıp karşı çıkanlar ile Türkiye’nin içinde olduğu herşeye karşı çıkanları da biliyoruz.Örneğin Türkiye’nin garantörlüğünün sadece adanın kuzeyini kapsamasının yeterli olacağı  fikrini ortaya atanlar  vardır.Garantörlüğün hiç gerekmediğini söyleyenlerin mantığı ise oldukça cahilcedir. Türkiye’nin Afrin’e yaptığı müdahale ile Kıbrıs müdahalesi arasında yanlış bir paralellik kuranlar,Türkiye’nin zaten garantör olmadan da sağa sola müdahale eden bir ülke olduğunu dolayısıyla Kıbrıs’a da istediği zaman müdahale edebileceğini söylemektedir. Türkiye’nin 1964,67 ve 74’te yaptığı ve bundan sonra yapacağı müdahalelerin tamamı uluslararası anlaşmalara dayanmaktadır.Uluslararası anlaşmalara rağmen yapılan bu müdahaleleri ‘bir işgal ve istila’ hareketi olarak görenlerin hukuken elleri kolları bağlıdır ve Türkiye’ye 1974 ABD silah ambargosu dışında herhangi bir yaptırım uygulanamamıştır.Eğer garantörlük hakkı olmasaydı Türkiye inanılmaz yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekti.Afrin meselesine gelince;Türkiye garantörlük hakkı olmadığı için aylar süren bir diplomasi sonucunda,nefsi müdafaa hakkını kullanarak müdahale etmiştir.Afrin’de,terör örgütlerinin yapılanması,yeraltına yapılan mevziler,sığınaklar ve depolarda bulunan silah ve muhimmat Türkiye’nin müdahalede ne kadar haklı olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.1959-60 Londra-Zürih anlaşmaları Türkiye ve Yunanistan arasında bir denge kurmuştur.Bu denge Rum tarafının Avrupa Birliği’ne,hertürlü  hak ve hukuktan yoksun  olarak alınması ile bozulmuş,AB içerisinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında Enosis gerçekleşmiş ise de,dengenin garantörlüğün kaldırılması ile tamamen bozulacağı aşikardır.Garantörlüğü tartışmaya açanlar Kıbrıs Türkünün güvenliğini tehlikeye attıklarını, büyük bir sorumsuzluk ve gaflet içerisinde olduklarını bilmelidirler.Kıbrıs Türkü ve tarih bunları affetmeyecektir.