“Diyabet,  insülin  eksikliği  ya  da  insülin  etkisindeki defektler nedeniyle organizmanın karbonhidrat, yağ  ve  proteinlerden  yeterince  yararlanamadığı, sürekli  tıbbi  bakım  gerektiren,  kronik,  geniş spektrumlu  bir  metabolizma  bozukluğudur. Diyabet,  endişe  verici  seviyelere  ulaşan  küresel  ve ulusal prevalansı ile önemli bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir” diyen Perçinci, yapılan bilimsel çalışmalarda diyabet popülasyonunun şu an Dünya’da en kalabalık nüfusa sahip olduğununun görüldüğünü ifade etti.

   Diyabet yönetiminin bir ekip çalışması olduğunu söyleyen Perçinci, sözlerine şöyle devam etti; Ekip üyeleri olan  hekim,  diyetisyen,  hemşire  ve  diğer  sağlık çalışanları  uzmanlık  alanları  ile  ilişkili  olarak tedaviye  katılır  ve  metabolik  kontrolün  sağlanması için ekip çalışmasının merkezinde yer alan diyabetli bireyi destekler. Beslenme tedavisinin amacı diyabetli bireylerin öz yönetimleri için gerekli bilgiyi vermek, öz yönetim becerilerini geliştirmek, mevcut sorunlara yönelik  çözüm  yolları  geliştirmek  ve  sonuç  olarak metabolik  kontrolü  sağlamak  ve  yaşam  kalitesini yükseltmektir.

   Beslenme  tedavi  süreci  aşamaları,  yüksek  kaliteli  beslenme tedavisi sağlamak için sistematik bir yaklaşımdır. Birbiriyle ilişkili dört ayrı adımdan oluşan bu adımları Perçinci, şöyle sıraladı; beslenme değerlendirmesi, beslenme  tanısı, beslenme müdahalesi ve beslenme izlemi ve değerlendirme.

  “Diyabetikler için sağlıklı beslenme alışkanlıklarına, seçimlerine ve zamanlamalarına gözatarak başlamak gerekir” diyen Perçinci şu önerilerde bulundu:

• Kilo kaybı için aç kalma fikrinden kurtulmaları, günlük enerji ihtiyaçlarına yakın bir enerjinin sistemlerin sağlıklı çalışabilmesi için alınması

• Öğün ve ara öğünlerin zamanlamalarına olabildiğince bağlı kalmaları

• Bitki bazlı gıdaların tüketilmesine özen göstermeleri (Bu gıdaların lif, fitokimyasal ve antioksidan

içerikleri zengin, kalori içerikleri ve glisemik endeksleri düşüktür).

• Tüketilen özellikle paketli gıdaların marka ve içeriklerine dikkat etmeleri

   Perçinci, “Yiyeceklerimizde bulunan besin ögeleri, kimyasal yapılarına ve vücuttaki işlevlerine göre altı grupta toplanır. Bunlar; karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller ve sudur. Karbonhidratlar, proteinler ve yağlar vücudumuza enerji sağlarken vitaminler, minareller ve suyun enerjiye katkısı yoktur. Dengeli beslenme ilkeleri çerçevesinde, günlük enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan, %12-15’i proteinlerden ve %25-30’u yağlardan sağlanmalı ve günlük posa tüketimi her 1000 kkal enerji alımı için 14 g olmalıdır” diyerek açıklamasına devamında şu ifadelere yer verdi:

Karbonhidratlar: Tahıllar, nişastalı besinler, kuru baklagiller, süt, yoğurt, ayran, meyveler ve sebzeler karbonhidrat içeren besinlere örnek olarak verilebilir. karbonhidratlar, vücudun temel enerji kaynağıdır. Günlük enerji gereksiniminin önemli bir bölümü karbonhidratlardan karşılanır.

Proteinler: Kırmız et, balık, tavuk, süt, süt ürünleri ve yumurta gibi hayvansal besinlerde; kuru baklagiller, tahıllar ve sebzeler gibi bitkisel besinlerde bulunan proteinler, vücut dokularının gelişmesini ve gerektiğinde onarılmasını sağlar.

Yağlar: Zeytinyağı, ayçiçeği yağı, mısırözü yağı ve soya yağı gibi sıvı yağlar; margarin, kahvaltılık yağ, krema, mayonez; ayrıca salam, sucuk ve pastırma gibi et ürünleri; fındık, fıstık ve ay çekirdeği gibi kabuklu yemişler, yağ içeriği yüksek besinlerdir. Doymuş yağ (oda ısısında katı olan; tereyağ, margarin) ve doymamış yağ (oda ısında sıvı olan; ayçicek yağı, mısırözü yağı, zeytinyağı)

Doymamış yağlar; tekli doymamış (zeytinyağı, fındık yağı), çoklu doymamış yağ (ayçicek yağı, mısırözü yağı, yumuşak kase margarinler) olarak sınıflandırılır.

Yemeklere eklenen yağ, kahvaltılık yağlar, krema, kaymak gibi görünen yağ miktarı azaltılmalı ve et, süt, peynir gibi besinlerin bileşiminde bulunan görünmeyen yağ olarak isimlendirilen doymuş yağ miktarını azaltmak için tam yağlı yerine yarım yağlı ürünler tercih edilmelidir.